Türk Dış Politikası Değişiyor Mu?
Değişen Yöntemler ve Açılımlar
Erdoğan seçimleri kazanalı 3 ay oldu. 2016’dan beri sürdürdüğü politik çizgiyi terk etme eğiliminde olduğuna dair emareler verse de özünde daha da güvenlikçi bir çizgide konumlanacağını söylemek mümkün. Dışişleri bakanı olarak atanan eski MİT müsteşarı Hakan Fidan da güvenlikçi bakış açısını gizlemiyor. AKP iktidarının dış politikayı araçsallaştırma eğiliminin değişmediğini birkaç örnekle ispat etmek mümkün.
Bakanlık
Geçtiğimiz günlerde Fidan’ın, bakanlığın geleceğiyle ilgili bir takım değişiklikler yapmayı tasarladığı basına yansıdı. Bakanlıkça görevlendirilen diplomatların yaklaşık %20’sinin yabancılarla evli olmasını önemli bir sorun olarak değerlendiren Fidan değişikliğe buradan başlamayı planlıyor. Ancak Erdoğan rejiminin çok güçlü bir şekilde sahiplendiği Merve Kavakçı hikayesiyle ilgili sorun yaşayabilir; Kavakçı AKP iktidarından hemen önceki seçimlerde TBMM üyesi olarak seçilmişti ve meclise başörtüsüyle alınmamıştı; şimdi ise yabancı biriyle evli ve kendisinin de çifte vatandaşlığı var. Merve Kavakçı halihazırda Kuala Lumpur büyükelçisi ve yabancı eşinden olma kızı Fatima Gülham Abushanab, Erdoğan’ın kritik zirvelerde çevirmenliğini yapıyor.
Diğer yandan bakanlığın haftalık bilgilendirme toplantılarının formatı da tamamen değişti. Basın mensuplarının sormayı planladıkları soruların mail yoluyla önceden iletilmesi talep ediliyor. Bu toplantılar da artık fiziksel olarak düzenlenmiyor; basın mensuplarına yazılı açıklamalar gönderiliyor. Gazetecilerin bakanlık sözcüsüne simültane soru sorma imkanı tamamen ortadan kaldırıldı. Fidan artık diplomatik görüşmelerin notalarının bakanlık içi dağıtımına da sınırlama getirdi. Artık her diplomatik görüşme hangi bölge müdürlüğüne bağlıysa sadece o müdürlükle paylaşılacak. Bakanlığın diğer birimleri her görüşmeden ve notalarından haberdar olamayacak.
Bakanlığın sivil ve diplomatik araçlarını güvenlikçi yaklaşımlarla değiştiren Fidan, bakanlığa kim hangi gerekçeyle gelirse gelsin eğitimli köpeklerle arama uygulamasını da başlattı. Bunda bakanlığın tarihinde en fazla suikast tehdidi alan bakan olmasının da payı var.
Nijer’de Darbe; Türkiye’nin Tutumu
Son birkaç yılda ECOWAS ülkelerinde art arda meydana gelen askeri darbeler bölgede siyasi istikrarsızlığa sebep olmaya başladılar. Darbe yönetimleri ise kendilerini özellikle Fransa ve kolonicilik karşıtlığıyla meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Tuareg isyanlarıyla birlikte ISIS ve El Kaide gibi terör örgütlerinin de giderek nüfuz alanlarını arttırmaları çatışma alanlarını büyütüyor. Türkiye meydana gelen askeri darbeyi kınadı ve bir an önce demokrasiye dönülmesi çağrısı yaptı.
Darbeyle devrilen Nijer hükümetinin en büyük askeri teçhizat tedarikçilerinden biri olan Türkiye özelikle 2008 yılından beri Afrika’da etkisini arttırmaya çalışıyor. Türkiye bu amaçla Libya, Sudan, Somali ve Etiyopya gibi ülkelerin iç savaşlarına bile taraf olmaktan çekinmedi ve hem Orta Doğu hem de Batı ülkeleriyle karşı karşıya geldi.
Erdoğan ve Fidan’ın Nijer’de Fransa’dan boşalacak nüfuz alanına talip oldukları oldukça net. Ancak bunu Rusya ile karşı karşıya gelmeden gerçekleştirmeyi hedefliyorlar. Türkiye halihazırda Nijerya donanmasının modernizasyonu ve büyütülmesi dahil olmak üzere tüm ECOWAS ülkeleriyle askeri işbirliğine sahip. Erdoğan ve Fidan savunma sanayisinin ihracat pazarını büyütmek için güç savaşına girmeye istekli görünüyor. Ancak ECOWAS Fransa ve ABD desteğiyle bir askeri müdahaleyi gerçekleştirirse Türkiye’nin alacağı tutum belirsiz.
Ekonomik kriz ve yaklaşan seçimler nedeniyle Erdoğan ve Fidan Batı’yı karşısını almaktan da kaçınacaktır.
Libya
Türkiye’nin El Khums’da deniz üssünü 99 yıllığına kiraladığı haberleri Arap basınında kendisine oldukça büyük yer buldu ve tepkiyle karşılandı. Libya hükümeti ise bu iddiaları net bir şekilde yalanladı. Ancak Türkiye hâlihazırda Trablus limanını fiilen kontrol ediyor. Libya hükümetinin talebiyle Türkiye’nin gönderdiği askeri personel ve teçhizat bu limandan transfer edildi. Hatta Hafter güçlerinin ilerleyişi liman bölgesine konuşlandırılan obüslerle ilk kez durdurulmuştu.
Fidan’ın güvenlikçi yaklaşımı Türkiye’nin yabancı ülkelerdeki askeri üslerini arttırmayı destekliyor. Bu bağlamda Irak ve Suriye’deki üslerin dışında Katar, Somali ve Sudan’da da kalıcı üsler MİT müsteşarlığı döneminde kurulmuştu. Kuzey Kıbrıs’ta Geçitkale bölgesindeki hava meydanı genişletilerek bir hava üssü kurulması ve Karpaz bölgesinde de bir deniz üssü inşa edilmesi oldukça sık bir şekilde dillendirilmeye başlandı.
Libya’da da bir üs kurarak Doğu Akdeniz’de tam teşekküllü bir güvenlik alanı yaratılacağına dair yorumlar kamuoyu önünde konuşulmaya başlandı. Ancak özellikle Mısır’la normalleşme sürecine zarar vermesi muhtemel bu girişim şu anda erteleniyor.
Analiz
Geçtiğimiz 3 ayda 2 önemli muhalif gazeteci muteber bir suç isnat edilmeden tutuklanıp cezaevine gönderildi. Erdoğan hükümetinin izlediği yolun Türkiye’yi demokratikleşme sürecine taşımak gibi bir amacı bulunmuyor. Ayrıca güvenlikçi politikalardan da vazgeçildiğine dair herhangi bir somut adım da söz konusu değil.
Erdoğan’ın büyük önem verdiği belediye seçimleri öncesinde ekonomik krizi hafifletecek girişimlerde bulunması Orta Doğu turuyla görünürlük kazanmıştı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme girişimine karşı tutumunu değiştirmeyen Erdoğan İsveç’in NATO üyeliği sürecinde ise ittifakın gündemini uzun süre meşgul etti ve arka planda ekonomik destek elde etmeye çalıştı.
Keza İsrail başta olmak üzere Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ile de tamamen donmuş ilişkileri normalleştirme zorunluluğu da ekonomik krizle doğrudan bağıntılı.
Erdoğan kendi ajandasına uygun faaliyet gösteren dernek ve vakıfları finansal olarak ayakta tutabilmek; toplum mühendisliğine devam edebilmek için belediye seçimlerinde önemli bir zafer elde etmek zorunda. Bunun için de kentli ve seküler seçmenin desteğine muhtaç durumda.
Erdoğan geçtiğimiz seçimleri küçük bir farkla kazanmış olsa da Türkiye’deki büyükşehirlerin ve metropollerin neredeyse tamamında rakibinin gerisinde kaldı. Erdoğan‘’Batı’nın güvenini ve desteğini kazanmış portresiyle’’ ve rasyonel ekonomik politikalara geri dönme adımıyla kentli ve seküler seçmenin karşısına çıkmayı planlıyor. Bu amaçla yeni kabineyi de Batıcı ve ılımlı isimlerden oluşturdu.
Diğer yandan Erdoğan’ın 29 Ekim 2023’te Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Kuruluş yıldönümünde genel bir af ilan ederek Kürt siyasetçileri serbest bırakmayı değerlendirdiği de siyaset kulislerinde değerlendiriliyor. Böylece Kürt siyasi partilerinin önümüzdeki belediye seçimlerinde kendi adaylarını çıkarmalarını ve CHP adaylarına destek vermemelerini umuyor.
Şüphesiz ki bu genel af konusunu Batı’daki muhataplarına da demokratikleşme adımı olarak sunması ve sempati kazanmaya çalışması amaçları arasında bulunuyor.
Özetle, AKP iktidarı Türk dış politikası söz konusu olduğunda attığı tüm adımları iç politik kazanca tahvil etme hedefinden vazgeçmiyor. Bu anlamda önümüzdeki 7 aylık süreçte de Erdoğan’ın yerel seçimler için mali kaynak üretme hedefine uygun bir ajanda takip ediliyor. Türkiye bir süre daha öngörülemez ve müzakere edilemez bir diplomatik kimliğe sahip olacak gibi görünüyor.