Köşe Yazıları

AKP’nin Dış Politika Dönüşümü: 2023 Seçimleri Sonrası Yeni İttifaklar ve Hedefler

Burak YILDIRIM 11 March 2024 5 dk okuma 12 görüntülenme
AKP’nin Dış Politika Dönüşümü: 2023 Seçimleri Sonrası Yeni İttifaklar ve Hedefler

AKP’nin 2023 seçimleri sonrasında dış politikada yaşadığı dönüşüm yerel seçim gündemiyle birlikte inkar edilemeyecek boyutta somutlaşmıştır. Bu dönüşüm, hem iç siyasi dinamikler hem de uluslararası ilişkiler bağlamında değerlendirilmektedir. AKP’nin iç politikada yeni bir ittifak arayışına girdiği ve bu ittifakın hem içeride hem de dışarıda Erdoğan’ın iktidarını sürdürmesine hizmet etmesinin amaçlandığı kesindir.

AKP’nin dış politika dönüşümünün nedenleri, hem iç hem de dış faktörlerden kaynaklanmaktadır. İç faktörler arasında, ekonomik kriz, siyasi kutuplaşma, yargı reformu, anayasa değişikliği, Kürt sorunu, laiklik tartışması, Cumhur İttifakı’nda başlayan ayrışma, muhalefet partilerinin yükselişi, toplumsal muhalefetin artması, medya baskısı, yolsuzluk iddiaları, insan hakları ihlalleri vb. sayılabilir. Dış faktörler arasında ise, ABD ile ilişkilerin bozulması, AB ile müzakerelerin durması, NATO’ya mesafelenme, Rusya ile yakınlaşma, Suriye’de ve Libya’da iç savaş, Doğu Akdeniz’de gerilim, Kafkasya’da savaş, Ortadoğu’da istikrarsızlık, İran ile rekabet, Mısır ve İsrail politikalarının iflasının kabulü, Katar ile işbirliği, Çin ile dengelenme vb. yer almaktadır. Bu faktörler, AKP’nin dış politikada yeni bir strateji geliştirmesini zorunlu kılmıştır.

2023 seçimi sonrasında oluşan kabinenin yeni süreçte metodolojik olmasa da yönelim olarak bir revizyona gittiği gözlemlenmektedir. AKP; iç siyasi ranta yönelik faydacı ve Türkiye’nin dış politik çıkarlarını arka planda bırakan politika yönetim anlayışını terk etmiyor. Ancak yeni denklemler üreterek sıkıştığı alanlarda gereğinden fazla bedeller ödeme pahasına 2028 yolunu açmaya çalışıyor. AKP’nin iç politikada yeni bir ittifak arayışının cevabı Cumhur İttifakı’nın mevcut formunu yeniden tasarlamayı mecbur kılmaktadır. Bu yeni ittifak tasarımının içeriğinde; MHP’yi dışlayan ve DEM, DEVA, GP, SP ve YRP’yi içeren yeni bir siyasi blokun kurulması; laiklik ilkesini zayıflatan ve Barış Süreci’ni yeniden başlatan yeni bir anayasa taslağı, Batı ile ilişkileri uzlaşmacı bir zeminde kurgulayan ve ekonomik destek sağlayan yeni bir dış politika vizyonu yer alabilir.

Yukarıda bahsedilen siyasi partilerin TBMM’deki üye sayıları hâlihazırda 360’ın üstünde ve bir anayasa değişikliği referandumu tasarlayabilecek çoğunluktadır. Laikliği ve laiklik esasındaki anayasal hükümleri tahrif eden, bir öncekinden daha kapalı bir Barış Süreci vadeden yeni ittifakla Batı’dan da siyasi ve ekonomik destek alınması hedeflenebilir. Böylece hem kısa sürede ekonomik kriz gündemi aşılabilir hem de Batı ile yaşanan dış politik gerilimler büyük oranda ortadan kaldırılabilir. Bunların karşılığında da Erdoğan’ın 2028’de tekrar aday olabilmesinin önünü açan hukuki koşullar üretilebilir.

Gelinen nokta; yani ekonomi ve dış politikanın birbiriyle entegre edilmesi AKP ve Erdoğan için bir tercih meselesi değildi. Ancak bu entegrasyon AKP’nin 2016 itibariyle yürüttüğü ve son derece hatalı olan ekonomi ve dış politika tasarımını da terk ettiği anlamına geliyor. Bu değişim sürecinin belli mutabakatla başladığını varsaymak da mümkün.

Tüm bu somutlaşan ihtimallerle birlikte; Erdoğan’ın mecbur kalarak değiştirdiği politika aksı 5 kişilik bir sacayağına sahiptir. Transatlantik ilişkilerin 2016-2023 arasındaki en güçlü temsilcisi olan Hakan Fidan dışişlerinin başına geçti. İstihbaratın başına da Fidan’ın siyasi müttefiki İbrahim Kalın getirildi. Yurtdışında geniş bir nüfuz alanı olan Mehmet Şimşek ekonomi yönetimini üstlendi. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ise NATO özelinde ittifak üyesi ülkelerle ilişkileri yönetme sorumluluğunu aldı. Bu ekibin karşıtı olarak konumlanan Devlet Bahçeli – Süleyman Soylu tarafına karşı baskı kurma görevi ise Ali Yerlikaya’ya verildi. Ancak bu 5 sacayağı birbirine denk değil; Hakan Fidan ve Mehmet Şimşek diğer aktörlere göre daha büyük bir güce ve Erdoğan üzerinden nüfuz alanına sahipler.

Hakan Fidan ve Mehmet Şimşek koordinasyonuyla yönetilmeye başlanan Türk dış politikasının 2028’e kadar 2 ana hedefi bulunuyor;

1. Seçim gündeminin bir kez daha ekonomik kriz odaklı olmasının önüne geçmek.

2. Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilmesinin önünü açmak.

Bu aşamada 2024 seçimlerinden sonra 2025-2026 yıllarında yapılacak bir anayasa değişikliği referandumu örgütlemek yeni ittifakın ilk hedefi olacaktır.

Somutlaşan ve gerçekleşme ihtimali belirginleşen yeni siyasi dönüşümün ipuçlarını bazı olay ve olgulardan takip etmek mümkündür. Örneğin; İsveç hükümetinin PKK’yı bir iç terör tehdidi olarak tanımladığı bir güvenlik belgesi yayınlaması, aynı anda Irak merkezi hükümetiyle IKBY’nin Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı Türkiye ile ortak tutum almaları tesadüfi ya da birbirlerinden bağımsız değerlendirilemeyecek gelişmelerdir. Yine ABD’nin de desteklediği ve fiilen parçası olmasının muhtemel olduğu Somali – Türkiye güvenlik anlaşması bu çerçevede değerlendirilebilir. ABD ile Türkiye’nin Mısır – Etiyopya – Somali ekseninde bir uzlaşıya sahip olduğunun bu denli somutlaşmış olması önemlidir. Bu uzlaşının sadece bu bölgeyle sınırlı olması ise tarihin doğal akışına ters bir varsayımdır. Erdoğan Sisi ile uzlaşıp, Somali’de ABD ile ortak hareket edip, Etiyopya’nın müttefikliğini terk edip bunun karşılığında iç siyasette elini rahatlatacak imtiyazlar elde etmeyi planlamış olabilir.

Türkiye’yi Şubat ayında ziyaret eden ABD’li isimler de oldukça dikkat çekicidir. Victoria Nuland, Chris Murphy ve Jeanne Shaheen’in ziyaretleri Türkiye’nin hem NATO ile ilişkileri hem de Suriye politikası üzerinde sonuçlar doğuracaktır. Nuland’ın S400 ve F35 konularıyla ilgili doğrudan kamuoyuna yaptığı açıklamalar çok büyük öneme sahiptir. Türkiye’nin F35 projesine geri dönebilmesi ABD ile tekrar stratejik ortaklığın kurulması anlamına gelecektir. Makro politikaların ortaklaşması ön şart olacaktır. Murphy ve Shaheen ise Kuzey Suriye’de ABD ile Türkiye’nin politikalarının farklılaşması nedeniyle Türk tezlerinin karşısında konumlanan en önemli isimlerin arasında bulunmaktadırlar. İki isim de Türkiye’nin askeri harekâtlarını Kürt sivillere yönelik savaş suçu olarak tanımlamaktadır.

Diğer yandan Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşındaki tutumunu doğrudan ilgilendiren gelişmeler de tetiklenmiştir. Bir Türk firması Teksas’da 155’lik obüs mühimmatı üretim hattı kurmuştur. Burada üretilen mühimmat doğrudan Ukrayna’nın ihtiyacı için ayrılacaktır. ABD yasaları gereği; ABD Savunma Bakanlığı, ABD’de üretilmeyen mühimmatları satın alamamaktadır. ABD’nin üretim kapasitesini arttırmasına verilen bu destek karşılığında ABD’nin de bazı askeri sistemlerin üretilmesine destek vereceği barizdir. Blinken ve Fidan görüşmesi özelinde yayınlanan dışişleri bilgilendirme metni bu tezi doğrulamaktadır.

Rusya İdlib üzerinde havadan karaya atılabilecek mühimmatlarla yüklü uçaklarıyla 22 Şubat sabahı bir uçuş icra etti. Rusya’nın bu uçuşla ilgili resmi açıklamasında kullandığı fotoğrafların tamamında Türkiye’nin İdlib’deki askeri üsleri doğrudan görülmektedir. Bu görsellerin paylaşımı Rusya’nın Türkiye’ye doğrudan verdiği bir mesajdır. Türkiye’nin tekrar Batı ile ilişkilerini düzeltmesinin ve anti-Rus pozisyonda konumlanmasının Suriye’de bir bedeli olacağına dair mesajı oldukça açıktır. Ayrıca PYD’nin kontrol ettiği Münbiç’te de Suriye rejimine ait topçu bataryaları da konuşlandırılmıştır.

BAE başta olmak üzere Körfez ülkelerine tanınan enerji imtiyazları kapitülasyon niteliğine sahiptir. Bu imtiyazların da hem siyasi hem de ekonomik gerekçeleri mevcuttur. Hızlı ve doğrudan yatırımlara duyulan ihtiyaçla birlikte Rusya’nın Akkuyu’daki varlığını dengelemeye yönelik bir girişimden bahsetmek de mümkündür. Yine Blinken ve Fidan görüşmesinde enerji güvenliği özelinde SMR projelerine atıf yapılması bir denge arayışını somutlaştırmaktadır.

Bahsedilen ve değinilmeyen diğer siyasi gelişmeler ışığında; Erdoğan Batı ile Suriye, Ukrayna, Orta Doğu başlıklarında ortaklaşmaya başlamıştır. Belli bir takvim içerisinde Türkiye’den talep edilen iç ve dış politika değişikliklerinin hazırlıkları yapılmaktadır. Türkiye’nin 2016 sonrasında Rusya ile arasındaki mesafeyi azaltma eğilimi tersine bir seyir izleyecektir. Türkiye’nin dış askeri alımları ve Avrupa ile ortak güvenlik politikalarını paylaşması devam edecektir. Batı, bu süreçte Yunanistan’ın da gerilimi arttıracak adımlar atmamasına yönelik telkinleri dile getirmektedir. Hatta Yunanistan’ın bu telkinlere uygun politikalar izlemesi Güney Kıbrıs idaresince de tepkiyle karşılanmaktadır. ABD, Yunanistan’ın Ege’deki hava sahası tezlerini desteklemediğini düşük bir tonda da olsa tekrar ilan etmiştir.

2024 yılı içerisinde BAYKAR Ukrayna’daki fabrikasını hizmete alacaktır ve Ukrayna’nın S/İHA ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacaktır. Fransa başta olmak üzere bazı AB üye ülkeleri, Ukrayna için ayırdıkları fonlarla Türk şirketlerinden alım yapılmasını engellemeyi planlamaktadır; ancak pratikte bu örtülü ambargonun uygulanabilirliği tartışmalıdır.

Suriye’de Esad karşıtı yeni bir süreci başlatabilmek için Erdoğan’ın PYD’yi yeniden tanımlaması mümkün olabilir. Bu tanım değişikliğine kamuoyunu ikna etmek için Irak, IKBY ve ABD desteğiyle PKK’nın varlığı fiilen ortadan kaldırılabilir. Erdoğan, PKK’nın tamamen ortadan kalktığını ilan edebilirse ve PYD konusunu iç siyasette yeniden tasarlayıp seçmenine izah edebilir.

Türkiye’nin Ukrayna ve Suriye özelinde Batı ile ortaklaşması ekonomik olarak da ödüllendirilecektir. Bununla birlikte Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın serbest bırakılması da söz konusu olacaktır. Tüm bu atmosfer ve yarattığı siyasi rant bir anayasa değişikliği için içte ve dışta gerekli desteğin elde edilmesini mümkün kılacaktır.

2028 için muhalefetin karşılaşabileceği tablo 2023’ten çok farklı olacaktır; ekonomik krizi aşmış, dış politikadaki sorunları büyük ölçüde çözmüş, yeni bir anayasa ile ittifakını tahkim etmiş iktidara karşılık; deforme edilmiş ve kurumsallığını büyük ölçüde yitirmiş milliyetçi/ülkücü blok ile kurumsal ittifak alanı daraltılmış bir Cumhuriyet Halk Partisi tablosu uzağımızda değildir.

Foreign Policy AKP
Burak YILDIRIM
Yayın Kurulu Üyesi ve Yazar

İlgili Yazılar

Türk Ordusu Reform Önerisi: Jandarmanın Kaldırılması ve Redif Teşkilatının Yeniden Kurulması

Türk Ordusu Reform Önerisi: Jandarmanın Kaldırılması ve Redif Teşkilatının Yeniden Kurulması

Emir Abbas GÜRBÜZ
Men Dakka Dukka: Fırat’ın Doğusunda İflas ve Suriye’de Yeni Dönem

Men Dakka Dukka: Fırat’ın Doğusunda İflas ve Suriye’de Yeni Dönem

B. Sarper BAYRAMOĞLU