Articles

Ukrayna Savaşı’nın Üçüncü Yılından Gerasimov Doktrini’ne Bir Retrospektif

Deniz KARAKULLUKCUMarch 17, 2025 5 min read
Ukrayna Savaşı’nın Üçüncü Yılından Gerasimov Doktrini’ne Bir Retrospektif

Ukrayna Savaşı üçüncü yılını doldururken, cephedeki durum büyük ölçüde bir yıpratma savaşına dönüştü. Rusya, doğu cephesinde ilerleme kaydederken, Ukrayna stratejik savunma hatlarını güçlendirmeye çalışıyor. Ancak bu savaş, yalnızca konvansiyonel bir cephe mücadelesi değil; hibrit savaşın sınandığı bir laboratuvar işlevi görüyor. Bu bağlamda, sıkça atıfta bulunulan Gerasimov Doktrini’nin Ukrayna’daki geçerliliğini yeniden değerlendirmek gerekiyor.

Yazıya kendi kendimizi yalanlayarak başlayalım. Gerasimov Doktrini diye bir şey yok. Rusya’nın resmi askeri literatüründe böyle bir kavram yer almıyor. Bu terim, Batılı güvenlik uzmanı Mark Galeotti’nin 2013’te, Rusya Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov’un bir konuşmasını tercüme edip “Gerasimov Doktrini” olarak adlandırmasıyla ortaya çıktı. 2014’te Kırım’ın ilhakı ve Donbas Savaşı sonrası bu kavram, Rusya’nın hibrit savaş anlayışını tanımlamak için kullanılır hale geldi. Zaten Galeotti de yıllar sonra Foreign Policy’deki bir yazısında bu terimin yanlış anlamalara yol açtığını ve Rus askeri stratejisinin bu kavramsallaştırmadan daha karmaşık olduğunu vurguluyor.

“O zaman sen neden yazının başladığında bu terimi kullandın” diye sorabilirsiniz. Kuşkusuz ki Galeotti’yle aynı sebepten ötürü: İlgi çeksin diye. Ancak dahası var. Üretilen kavramlar, çoğu zaman niyet edilenden farklı şekillerde gelişir, dönüşür ve içi dolar. Dolayısıyla “Gerasimov Doktrini”, ne General’in makalesinden, ne de Galeotti’nin laf ebeliğinden ibaret.

Gerasimov Doktrini, artık Rusya’nın hibrit savaş stratejisini anlamak için kullanılan bir çerçeve halini almış durumda. Hatta Rus Silahlı Kuvvetleri’nin savaş doktrinleri ve modern askeri stratejileri üzerine yazılanlarım bir bileşkesi de denebilir. Zaten Gerasimov’un makalesinde de özellikle Rus askeri yazını içinde “V.I. Çekinov” ve “S.A. Bogdanov” mahlaslarıyla bilinen askeri stratejistlerin “hibrit savaş” ve “temassız savaş” (non-contact warfare) üzerine yaptıkları çalışmaların izlerini görüyoruz.

Bir bakalım: Propaganda ve dezenformasyonla kamuoyunu şekillendirip, düşman toplumda ayrışma yaratmak… Siber saldırılar, ekonomik baskı ve tanınmayan unsurlarla (“küçük yeşil adamlar”) operasyonlar yürütmek… Ayrılıkçı hareketleri destekleyerek iç karışıklık çıkarmak. Düzenli orduyu paralı askerler (Wagner Grubu) ve özel kuvvetlerle birleştirmek… Askeri hamleleri siyasi ve ekonomik hedeflerle destekleyerek dolaylı zafer elde etmek… Soğuk Savaş’tan miras kalan istihbarat taktiklerini (maskirovka ve “aktif önlemler”) 21. yüzyıl teknolojisiyle harmanlayan bu vizyon, teoride etkileyiciydi. Ukrayna’daki savaşın dinamikleri, bu prensiplerin bazı alanlarda başarılı olduğunu, ancak etkisinin sınırlı kaldığını gösteriyor.

Öncelikle bilgi savaşı açısından Rusya, kendi iç kamuoyunu konsolide etme konusunda önemli bir başarı elde etti. Gelinen noktada Ukrayna’nın taarruzu, Rusya’nın içerideki anlatısını yeniden şekillendirdi. Ukrayna’nın Kursk’a girmesi, Rus halkında infiale yol açtı, 200.000’e yakın insan kaçmak zorunda kaldı. Ancak Putin, bu “terörizm” anlatısının yardımıyla mutlakıyete yakın görev onayını koruyor. Kremlin’in medya kontrolü ve Batı karşıtı anlatıları, Rus halkının büyük bir bölümünün savaşa desteğini sürdürmesini sağladı. Ancak aynı strateji Ukrayna’da ve Batı’da işlemedi. Rus propaganda aygıtının “Batı, Ukrayna’da darbe yapıyor” anlatısı, Ukrayna halkının kenetlenmesiyle sonuçlandı. 2014’te Kırım ve Donbas’ta halkı manipüle ederek hızlı kazanımlar elde eden Rusya, 2022 sonrası işgallerde aynı etkiyi gösteremedi. Ukrayna halkı, işgale karşı birleşti ve Rusya’nın bilgi operasyonlarını büyük ölçüde boşa çıkardı.

Yerel halkı manipüle ederek iç karışıklık yaratma ve ayrılıkçı hareketleri destekleme taktiği ise 2014’te başarılı olmuşken, 2022 sonrası Ukrayna’daki direniş nedeniyle büyük ölçüde etkisiz kaldı. Kırım’ın “küçük yeşil adamlar” ve propaganda yoluyla kansız bir şekilde ilhakı ve Donbas’taki ayrılıkçı hareketlerin “halk cumhuriyetleri” doğurması, hibrit taktiklerin en büyük başarılarından görülüyordu. Ancak geniş çaplı işgal sürecinde Ukrayna’daki Rus yanlısı hareketlerin beklenen düzeyde bir etki yaratmaması, bu stratejinin sınırlarını ortaya koydu. Herson ve Zaporjiya’da referandumlar düzenlendi ancak yerel halkın desteği %15’i geçemedi. Öte yandan Ukrayna halkı, işgal karşısında kenetlenmeye devam ediyor. Madalyonun öteki yüzünde de aynısı geçerli: Kursk’ta halk Ukrayna’yı kucaklamadı; Kırım’ın aksine ortada harabeler kaldı.

Hibrit savaşın temel direklerinden biri olan paralı askerler ve özel kuvvetlerin kullanımı, kısmi başarılar elde etse de, Rus ordusunun geniş çaplı bir işgali sürdürebilmesi için yeterli olmadı. Wagner Grubu, 2023’te Bahmut’ta taktiksel zaferler etmişti. Son haftalarda ise Kursk’ta Kuzey Kore’den 10.000’e yakın asker devreye girdi. Ancak bu unsurların geniş çaplı savaşta yetersiz kaldığını, Koreli askerlerin yarısının öldüğünü, hatta bir kısmının kaçıp çekildiğini görüyoruz. Benzer şekilde Wagner’in 2023’te Prigojin liderliğinde Kremlin’e isyan etmesi, hibrit yapının kırılganlığını ortaya koyuyor.

Üstelik hibrit savaş yaklaşımları, askeri operasyonların siyasi ve ekonomik hamlelerle desteklenmesini öngörüyordu. Ukrayna örneğinde, Rusya’nın bu stratejiyi uygulamakta zorlandığı ortada. Konvansiyonel savaşın getirdiği ağır maliyetler ve yaptırımların ekonomiye etkisi, Rusya’nın hibrit savaş stratejisini desteklemesini zorlaştırdı. Rusya’nın %23 faiz oranı ve %9 enflasyon gibi göstergeler, hibrit savaşın iç zayıflıkları telafi edemediğini gösteriyor.

Yazının başında da değindiğimiz gibi Ukrayna’daki savaş bir yıpratma savaşına dönüşmüş durumda. Rusya, bazı cephelerde ilerlemeler kaydetse de, bu kazanımlar büyük kayıplar pahasına elde edildi. Rus kayıplarına yönelik ölçümler farklılık gösterse de kahir ekseriyeti yarım milyonu aşan sayılar, hibrit yöntemlerin konvansiyonel savaşın maliyetini azaltmadığını ortaya koyuyor. Dahası, Ukrayna’nın Batı’dan aldığı yoğun askeri ve ekonomik destek, hibrit savaş merkezli stratejilerin dolaylı yöntemlerle zafer kazanma anlayışını boşa çıkarıyor. Savaşın başından bu yana Ukrayna’ya yapılan yardım 120 milyar doları aştı. Avrupa’nın LNG ithalatı ve yenilenebilir enerjiye geçiş girişimleri de Rusya’ya bağımlılığı %10’un altına düşürdü. Dolayısıyla hibrit yöntemler Batı’ya taktiksel darbeler vurdu, ancak stratejik bir çöküş getirmedi.

En büyük stratejik başarısızlık ise Rusya’nın, Batı’nın Ukrayna’ya verdiği desteği kesememesi oldu. Gerasimov da hibrit savaş stratejilerinin genelinde olduğu gibi düşmanı içerden zayıflatmayı hedefleyen bir model öngörüyordu. Daha geçtiğimiz hafta Odesa ve Poltava’daki enerji şebekelerine yapılan Rus saldırıları 2 milyon kişiyi elektriksiz bıraktı. Ancak Avrupa ülkeleri enerji bağımlılıklarını azaltarak ve NATO içindeki dayanışmayı güçlendirerek Rusya’nın bu stratejisini etkisiz hale getiriyor. Batı’nın hibrit tehdide karşı stratejisini Starlink’le, Microsoft’un siber desteğiyle ve Avrupa’nın SkyShield projesi gibi örneklerle somutlaştırabiliriz.

Kırım’ın ilhakı ve enerji altyapılarına yönelik saldırılar gibi taktiksel olarak bazı başarılar elde edilse de, 2025 itibarıyla bu stratejinin Ukrayna savaşında stratejik bir zafer sağlayamadığı açık. 2014’te Kırım’da başarılı olan hibrit savaş yöntemleri, geniş çaplı bir işgalde aynı sonucu vermedi.

Bu durum, hibrit stratejiyi merkeze almanın temel zayıflıklarını ortaya koyuyor: Hibrit savaş yöntemleri, ancak yerel halkın desteğiyle ve düşmanın direnç kapasitesinin düşük olduğu durumlarda etkili olabiliyor. Ukrayna’da ise tam tersi bir durum söz konusu oldu. Rusya’nın hibrit savaş hamleleri, Ukrayna halkının birleşmesine, Batı’nın daha fazla destek vermesine ve savaşın konvansiyonel bir yıpratma sürecine dönüşmesine yol açtı.

Rusya, Ukrayna’nın geçtiğimiz Ağustos’ta Kursk bölgesine düzenlediği beklenmedik taarruzun ardından kontrolü büyük ölçüde geri aldı. Kursk için hibrit savaşın mikrokozmosu desek yanlış olmaz. Ukrayna’nın Kursk’ta elinde tuttuğu en büyük yerleşim yeri olan Suca çevresindeki lojistik hatları, Rus saldırılarıyla tahrip edildi. Ruslar, Suca yakınlarındaki gaz boru hattını kullanarak baskın düzenledi ve Ukraya’nın ana tedarik yolunu kesti. Ancak Ukrayna’nın Kursk’ta geri çekilmesi, hibrit yöntemlerin konvansiyonel savaşın gölgesinde kaldığını kanıtlamıyor. Bu noktada Rus başarısını ayrıştırmakta yarar var. Rusya, fiber optik dronlarla Ukrayna’nın elektronik harp sistemlerini etkisiz hale getirdi, ancak Suca’yı üç gün içinde düşüren piyade ve topçu birlikleri oldu; hibrit yöntemler onları destekledi ama muharebeyi bunlar kazanmadı. Trump’ın Ukrayna’ya istihbarat paylaşımını askıya alması, Rusya’nın 48 içinde Suca’yı almasıyla sonuçlandı. Evet, yardımların kesilmesi Kiev’i zora düşürdü, ancak bu Kremlin’in taktik zekâsından ziyade Beyaz Saray’ın bir politikasıydı.

Sonuç olarak Ukrayna Savaşı, bizlere hibrit savaşın sınırlarını gösteriyor. 2014’te Kırım’da başarı getiren hibrit savaş taktikleri, geniş çaplı askeri müdahalede aynı etkiyi gösteremedi. Rusya’nın bilgi savaşı, siber saldırılar ve ayrılıkçı hareketler üzerinden yürüttüğü hibrit strateji, Ukrayna halkının direnci ve Batı’nın desteğiyle beklenen etkiyi yaratmadı. Dolayısıyla hibrit savaş, ancak düşmanın iç direnç kapasitesinin düşük olduğu, yerel desteğin ise yüksek olduğu durumlarda belirleyici oluyor. Savaşın mevcut durumunda Rus başarısı, “savaş öncesi zemin hazırlama” fikrini değil, Rusya’nın kaotik ve pragmatik yaklaşımı yansıtıyor. Özellikle Kursk vakası, bizlere hibrit yöntemlerin destekleyici olduğunu, zaferin ise konvansiyonel güçle geldiğini gösteriyor.

Related Articles

Turkish Armed Forces Reform Proposal: Abolition Of The Gendarmerie And Re-Establishment Of The Redif Organization

Turkish Armed Forces Reform Proposal: Abolition Of The Gendarmerie And Re-Establishment Of The Redif Organization

Tit for Tat: Collapse in the East of the Euphrates and a New Era in Syria

Tit for Tat: Collapse in the East of the Euphrates and a New Era in Syria