Articles

Amerikan-Rus Antantı ve Bölgesel Yansımaları – I: Giriş ve Ukrayna

Sebati Samet KOCMarch 14, 2025 5 min read
Amerikan-Rus Antantı ve Bölgesel Yansımaları – I: Giriş ve Ukrayna

Amerika Birleşik Devletleri’nde 20 Ocak 2025 itibariyle Cumhuriyetçi Donald Trump ve JD Vance, iktidarı Demokrat Joe Biden ve Kamala Harris’ten devraldı. Başkan Trump’ın Grönland, Kanada, Meksika, Panama Kanalı ve Ukrayna hakkında hiçbir diplomatik ve siyasi teamüle riayet etmeden ortaya attığı ve dünya gündemine dayattığı tezler; Avrupa ülkelerinde karmaşaya sebep oldu.

Bu yazıda yeni Cumhuriyetçi iktidarın tezlerinin Batı Yarımküre’de ve Avrupa’da yol açtığı olaylar göz önüne serilecek, bunlarla Ukrayna’ya dair cereyan edenler arasındaki bağlantı irdelenecektir. Bu kalemlerin tümü, buradan itibaren topluca “Cumhuriyetçi Tez” olarak anılacaktır.

Cumhuriyetçi Tez: Siyasi ve Askeri Coğrafyada Amerikan Nüfuzunu Koruma Girişimleri 

Jeopolitik konusunu tartışan çevrelerde Amerika Birleşik Devletleri; kuzeyde ve güneyde zayıf veya dost ülkeler, doğuda ve batıda ise okyanusla çevrili bir vaha olarak tasvir edilir. Doğal limanlar, gemi taşımacılığına ve tarım maksatlı sulamaya müsait nehirler ve bolca arazi, Amerika Birleşik Devletleri’nin bir dünya gücü olmasının temel sebepleri olarak değerlendirilir. [1]

Trump ve Vance liderliğinde iktidara gelen Cumhuriyetçi Tez ise bu vahanın doğrudan komşuların tehditlerine maruz kaldığını ve bu sebeple Amerikan gücünün zedelendiğini savunmaktadır. ABD – Meksika Sınırı’nın gerekirse silahlı kuvvetler eliyle savunulacağını duyurmak, Meksika’dan ve Kanada’dan ABD’ye uyuşturucu akışını ana akım medyaya taşımak, bu gerekçelerle ilgili ülkeleri gümrük vergisi zamlarıyla tehdit etmek; Cumhuriyetçi Tez’in çıktısıdır.

Buradan hareketle Cumhuriyetçi Tez’in tanımı da artık verilebilir: Cumhuriyetçi Tez; Amerikan siyasi, iktisadi ve askeri gücünün temel ve teminatlarının gün geçtikçe zedelendiğini, bu gidişatın tersine çevrilmesi gerektiğini savunan anlatıdır.

Grönland ve Kanada 

Trump’ın ilk başkanlık döneminde de dile getirdiği Grönland’ı Danimarka’dan satın alma niyeti, o zaman her ne kadar gülünç karşılansa da, ilk defa Trump’ın aklına gelen bir iş değildir. [2] Grönland, 19. yüzyıldan bu yana ABD’nin gündeminde yer etmiş bir konudur. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD, Grönland’da askeri varlık göstermektedir. O zamandan bu zamana Danimarka, Grönland’ın savunmasını ABD’ye terk etmesi itibariyle, adada yalnızca kağıt üstünde egemendir. [3] Trump’ın adayı satın alma talebi, esasında fiili durumun ismini koymaktan ibarettir.

Trump’ın Kanada’yı 51. Amerikan eyaleti yapma söyleminin de her ne kadar pervasız ve uluslararası konvansiyona saygısız bir tınısı olsa da, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Kanada’yı Arktik’in savunmasında Amerikan politikalarına uymaya zorladığı, Kanada’nın silahlı kuvvetlerini plan ve harekatta İngilizlerin eline bakan bir yapıdan Amerikalıların eline bakan bir yapıya dönüştürmek için çalışma yürüttüğü kayıtlara geçmiş gerçeklerdir. [4]

Ayrıca Amerikan Cumhuriyetçileri, henüz ismini koymamış veya medyada açık etmemiş olsalar da, Kanada’nın son on yıldaki demografik dönüşümünü de tehdit olarak algılamaktadır.

Cumhuriyetçi Tez’in Coğrafi Gerekçeleri: Arktik ve Deniz Ticaret Yolları 

Amerikan Cumhuriyetçilerinin Grönland ve Kanada’nın ABD’ye bağlanmasıyla ilgili çıkışlarının gerekçesi Arktik Dairesi’nin haritasını inceleyerek rahatlıkla anlaşılabilir. Buzulların erimesiyle ticarete elverişli deniz yollarının açılacağı öngörüsü ve beklentisi; ABD, Rusya ve Çin tarafından paylaşılmaktadır. [5]

Bu beklentiden hareketle Rusya, Sovyet döneminden kalan Arktik üslerini yeniden faal hale getirmekte ve stratejik bombardıman uçaklarını bölgedeki uluslararası hava sahasında uçurmaktadır. Çin ise Grönland’da havalimanları başta olmak üzere altyapı ihaleleri ve madencilik faaliyetleri yoluyla bölgede nüfuzunu artırmaya çalışmaktadır. [6]

metin, harita, atlas içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Arktik’teki mevcut ve müstakbel ticaret yollarını gösterir harita. Buzulların yük gemisi geçişlerine müsaade edeceği öngörüsüyle “Future Central Arctic Shipping Route” olarak adlandırılan yola hakim olmakta Kanada ve Grönland’ı tutmanın önemi açıktır. Kaynak: Arctic Portal.

Silahların henüz ateşlenmediği bu paylaşım savaşında ABD’de iktidara gelen Cumhuriyetçi Tez’in mevcut ortam ve şartlara cevabı ABD’yi Arktik Okyanusu’na bakan kıyı hattı sahibi yapmaktır. Thule Hava Üssü, ABD’ye kısmen bu statüyü vermektedir; ancak Cumhuriyetçi Tez, Monroe Doktrini’nin ruhuna da uygun olarak, fazlasını talep etmektedir.

Meksika: İnsan ve Uyuşturucu Kaçakçılığıyla Mücadelenin Hedef Ülkesi

Cumhuriyetçilerin en büyük seçim taahhütlerinden biri güney sınırındaki insan ve uyuşturucu kaçakçılığına son vermekti. İki faaliyetin de Meksika ayağında uyuşturucu kartelleri bulunduğu gerekçesiyle bu örgütler ABD tarafından terör örgütü listesine alınmıştır. ABD – Meksika sınırının kontrolü de Savunma Bakanlığı’na devredilmiştir. [7]

Panama Kanalı: Eski Amerikan Toprağıharita, metin, atlas içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Panama Kanalı, Atlantik ve Pasifik Okyanuslarını birbirine bağlayan stratejik bir deniz yoludur ve küresel ticaret için hayati önem taşır. İlk olarak Fransızlar 19. yüzyılda kanalı açmaya çalışmış ancak hastalıklar ve mali sorunlar sebebiyle proje akamete uğramıştır.

ABD, 1903’te Panama’nın bağımsızlığını destekleyerek kanalın yapımını üstlenmiş ve 1914’te tamamlamıştır. 20. yüzyıl boyunca ABD toprağı kalan kanal, Panama’ya ancak 1999’da devredilmiştir. [8]

Trump’ın kanalı yeniden gündeme getirmesi ve tekrar Amerikan toprağı olması gerektiğini öne sürmesinin gerekçesi Çinli şirketlerin Panama Kanalı civarındaki limanları işletmesidir. İki okyanus arasındaki ticaret yollarında ve duraklarında, hele ki Güney Amerika’da, Çin’in varlığı Cumhuriyetçi Tez’i rahatsız eden kalemlerdendir.

Bu konu Amerikan gayrımenkul şirketi BlackRock’ın Hong Kong konuşlu CK Hutchison şirketinden Panama’daki iki limanın işletmesini devralmasıyla şimdilik çözülmüş görünmektedir. [9]

Cumhuriyetçi Tez’in Dayanağı: Monroe Doktrini ve Ötesi 

Monroe Doktrini, ABD Başkanı James Monroe tarafından 2 Aralık 1823’te ilan edilen bir dış politika ilkesidir. [10] Doktrin, Avrupa devletlerinin Amerika kıtasında yeni koloniler kurmasını veya mevcut bağımsız devletlere müdahale etmesini yasaklayan bir bildiri niteliğindeydi.

Özellikle Güney Amerika’daki İspanyol ve Portekiz kolonilerinin bağımsızlık hareketlerini desteklemek amacıyla ortaya atılmıştır. İspanya ve diğer Avrupa güçlerinin kıtaya geri dönerek eski sömürgelerini yeniden ele geçirme girişimlerini engellemeyi amaçlamıştır.

Monroe Doktrini, başlangıçta ABD’nin askeri gücü sınırlı olduğu için büyük bir etki yaratmasa da, 20. yüzyılda ABD’nin Latin Amerika üzerindeki etkisini artıran temel prensiplerden biri haline gelmiştir.

İkinci Dünya Savaşı itibariyle bu prensipler yarımkürenin kuzeyinde de, 1823’te halihazırda Avrupa kolonisi olan Kanada ve Grönland’da, kendini göstermeye başlamıştır.

metin, harita, atlas içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Monroe Doktrini’nin kapsamını gösterir harita. Britanya, Latin Amerika’yı İspanyol boyunduruğundan çekip almak maksadıyla Doktrin’i desteklemiştir. Ancak bu durum ABD’yi hiçbir zaman kuzeyi almayı tasarlamaktan caydırmamıştır. Kaynak: Perry Castañeda Map Collection – Historical – UT Library Online

Buraya kadar anlatılanlardan hareketle, Cumhuriyetçi Tez’in, Batı Yarımküre’de Monroe Doktrini’nin aldığı hasarları onarmaya ve kapsadığı mıntıkayı kuzey yönünde genişletmeye dayandığını savunabiliriz.

Buraya kadar ABD’nin yakın coğrafyasıyla etkileşimini irdeledik. Devamında Avrupa ile etkileşimini ele alacağız.

Avrupa Bu İşin Neresinde? 

Cumhuriyetçi Tez’in Avrupa’ya ne düşündüğünü Başkan Yardımcısı JD Vance’in Münih Güvenlik Konferansı’ndaki nutkundan[11] hareketle değerlendirmek gerekir. Vance’in Avrupa hükümetlerini vatandaşlarını dünya ekonomisinin yedeğiyle değiştirilebilir çarkları yerine koyduğu ve demokratik temsilden mahrum bıraktığı gerekçesiyle topa tutması, ABD’nin nasıl bir Avrupa tasavvuru olduğuna dair vesika niteliğindedir.

JD Vance, buradan sonra “Münih Nutku” olarak anılacak konuşmasında ABD’nin ‘koruyup kollamak için kan dökmeye değer bir Avrupa’ tasavvurunun genel hatlarını açıkça belirtmiştir. Bu tasavvura göre Avrupa,

– AB’nin üye ülkelerdeki demokratik sürece saygı duyduğu,

– Vatandaşların ifade hürriyeti ile din ve vicdan hürriyetine müdahale edilmediği,

– İnsan kaçakçılığına tahammül edilmediği ve milli kimliklere saldırının son bulduğu

bir yer olmalıdır. JD Vance, aksi takdirde ABD’nin Avrupa’ya taahhüt ettiği yükümlülüklere uymasını sağlayacak hiçbir gerekçe kalmadığını Münih Nutku’nda açıkça dile getirmiştir.

ABD’nin NATO yoluyla üstlendiği yükümlülüklere sadakati, müttefiklerinin bahsi geçen ilkelere ne kadar bağlı olduğuna göre değişen bir faktördür. Münih Nutku’nda görünürde ilan edilen budur: Cumhuriyetçi Tez, Avrupa’da asli unsurun siyasi ve iktisadi temsilini tırpanlayan ve nüfus ithal eden diktatörlükler görmektedir. Münih Nutku, ABD’nin NATO’ya olan taahhütlerinin bu diktatörlükleri kapsamadığına dair en yüksek perdeden yapılmış bir içtihat olarak okunabilir.

Buradan hareketle, Cumhuriyetçi Tez’in Avrupa’ya biçtiği pahanın nelere bağlı olduğunu anlamak için Münih Nutku’nun birinci el vesika sayılması şarttır.

Cumhuriyetçi Tez’in Avrupa’dan bir diğer talebi de kıtayı savunma işinin mali yükünde daha büyük pay almasıdır. Trump’ın ilk başkanlık döneminden bu yana üzerinde ısrarla durduğu konu, NATO ülkelerinin savunma harcamalarında GSYİH’e oranla belli bir eşiğin üstüne çıkarmasıdır. [12]

Artan savunma bütçelerinde aslan payının nereye akacağı gayet açıktır. Cumhuriyetçi Tez’in niyeti, yeniden sanayileşmenin, İngilizce kaynaklarda ‘re-industrialization’ olarak anılır, ilk adımlarını Reagan – Thatcher ikilisi devrinde Asya kıtasına taşınmamış harp sanayiye dayanarak atmaktır denebilir.

Özetle, Cumhuriyetçi Tez, NATO’nun Avrupa kanadından haraç istemektedir çünkü ABD’yi Atlantik, Pasifik ve Arktik okyanuslarını tutmanın mali yükünü kendi başına sırtlayabilecek takatte olmadığı görüşündedir.

Cumhuriyetçi Tez’in haraç istediği coğrafyanın sınırları Ukrayna’ya kadar uzanmaktadır; ancak Ukrayna, diğer Avrupa ülkelerinin aksine, Cumhuriyetçi Tez’in Münih Nutku’nda yapılan içtihata bile dahil değildir. Cumhuriyetçi tez, Ukrayna’nın ne kadar milliyetçi ve hürriyetçi olduğuyla değil, modern bir Genel Borçlar İdaresi’nin boyunduruğuna girmeye ne kadar niyetli olduğuyla ilgilenmektedir. Kısaca, Amerikan-Rus Antantı’nın başlangıç noktası Ukrayna’dır.

Ukrayna: Amerikan-Rus Antantı’nın İlk Kurbanı 

Yeni Amerikan-Rus Antantı’nı tahlil ederken, 1907 tarihli Anglo-Rus Antantı ile benzerliklere dayanıyoruz. Bu sebeple, 2025 Antantı’nı anlatmadan önce 1907 Antantı’na gözatmakta fayda vardır.

1907 Antantı’nın Hikayesi [13] 

31 Ağustos 1907’de, Britanya ve Rusya, St. Petersburg’da bir antlaşma imzalayarak, ucu Birinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan ittifak sisteminin son halkasını tamamladı.

Bu antlaşma; Avrupa’yı değil, İran, Tibet ve Afganistan’ı konu almasına karşın, Almanya’nın yükselişine karşı bir önlem niteliğindedir. Britanya ve Rusya’nın bu bölgelere odaklanmasının önemli nedenleri vardı; başta 1830’lardan beri süregelen ve “Büyük Oyun” olarak adlandırılan tarihsel gerilimi çözme arzusu geliyordu.

Diğer sömürge antlaşmalarında olduğu gibi, müzakereler ilgili ülkelere danışılmadan yürütüldü ve bu bölgeler fiilen manda ve himaye sahası sayıldı.

Ruslar, Britanya’nın Hindistan’a komşu ülkeler konusundaki hassasiyetinin farkındaydı. Afganistan sınırına kadar uzanan demiryolları inşa etmişlerdi. Britanya, Hindistan’ın buradan bir taarruza uğramasından endişe duyuyordu ancak yeterli askeri gücü konuşlandırmanın fazlasıyla yüksek maliyetli olacağı barizdi. Britanya, halihazırda İkinci Boer Savaşı’nın iktisadi sonuçlarıyla boğuşuyordu; bu yüzden diplomasi ucuz olan seçenekti.

20. yüzyılın başında, Britanya, 19. yüzyılın sonlarında benimsediği “muhteşem yalnızlığı” terk etmeye başlamıştı. 1902’de Japonya ile bir ittifak kurdu ve 1904’te Fransa ile Entente Cordiale’i oluşturdu. Britanya açısından, Anglo-Japon İttifakı’nın önemli amaçlarından biri, Rusya’nın yayılmasını engellemek veya daha kötüsü, Rusya ile Japonya arasında yapılabilecek ve Britanya’nın Uzak Doğu’daki konumunu sarsabilecek ayrı bir anlaşmayı önlemekti.

İmzaladığı antantlarla Birinci Dünya Savaşı’na Japonlar, Ruslar ve Fransızlarla müttefik olarak girmiş Britanya; İran – Tibet hattındakine kıyasla daha büyük ödüller vaat eden Türkiye’yi yüksek elden paylaşıma açma imkanına sahip olmuştu.

1907 Anglo-Rus Antantı’nın artçı etkilerine en çok maruz kalan ülke Türkiye’dir. İngilizler, Rusya’yı Hindistan’dan uzak tutma işini Türkiye’nin toprak bütünlüğünü garanti etmek ve askeri gücünü artırarak görmektense Rusya ile anlaşarak görmeyi tercih etmiştir. Bu tercih bizi Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz Donanması ile Rus Ordusu arasında bırakmıştır. Halbuki Türkiye altmış yıl öncesine kadar Ruslara karşı savaşırken kendini her seferinde İngilizler ile omuz omuza buluyordu.

Genel olarak 1907 Antantı, İngilizlerin aynı anda hem Almanya’ya hem hem Rusya’ya karşı savaşmanın imkansız olduğu hesabının sonucudur. Bu hesaptan hareketle, İran’ın güneyinden ve Afganistan’dan el çekmesine karşılık olarak Rusya’ya on yıllarca fiilen ve resmen savunduğu Türkiye’yi vaat etmiştir. Anglosakson devletler bu 180 derece politika değiştirmeyi yüzdürebilecek güçte olduğu için bu devletlerle ittifak hukuku yürütmek tehlikeli iştir.

1907 Antantı hakkında buraya kadar anlatılanlar kuvvetle muhtemel okuyucunun zihninde günümüzde cereyan eden olayları çağrıştırmıştır, ancak; durumu iyice açık etmek maksadıyla 2025 Antantı adıyla ele alınacaktır.

Yeşeren 2025 Antantı 

Cumhuriyetçi Tez’in Ukrayna – Rusya Savaşı ile alakalı tavrında 1907 Antantı’nın izleri görülebilmektedir.

ABD, ateşkes ve barış görüşmelerine Ukrayna’yı dahil etmekte aceleci değildir. İran ve Afganistan’ı nüfuz alanı paylaşımında yalnızca Rusya ile görüşen Britanya gibi; Ukrayna’yı egemen ve üniter bir devlet olarak değil, siyasi ve iktisadi nüfuz sahası yerine koymaktadır.

Trump ve Vance’in Zelensky’ye yönelik tavrında ve önüne koydukları Genel Borçlar İdaresi şartnamesinde[1] bu durum açıktır. 2025 yılında Ukrayna, 1914 yılında Türkiye’nin başına geldiği gibi, Batı’ya baktığında ağır kapitülasyonlar, Doğu’ya baktığında Rus işgali görmektedir.

Cumhuriyetçi Tez, Britanya’nın 20. yüzyılın başında hem Alman hem Rus İmparatorluğu ile düşman olmanın imkansız olduğunu hesapladığı gibi, 21. yüzyılda hem Rusya hem Çin ile düşmanlığın imkansız olduğunu öngörmektedir. Bu sebeple 1907 Antantı’nda olduğu gibi Rusya ile diplomatik müzakerenin gerekli ve çıkar yol olduğunu öne sürmektedir çünkü; hem ABD’ye hem Rusya’ya tehdit arz eden “Yeni Almanya’nın [14]” Çin olduğu görüşündedir.

Joe Biden’ın ve Kamala Harris’in liderliğindeki Demokrat iktidarın güvenlik politikası tezi, ABD’nin Çin ile anlaşmazlıklarını silaha davranmadan çözebileceğini ancak Rusya ile böyle bir aranjmanın mümkün olmadığı şeklindeydi. Demokrat Tez ile Cumhuriyetçi Tez, iki büyük güçle düşman olmanın imkansızlığında uzlaşmakta; hangisiyle düşman olunması gerektiğinde ayrışmaktadır.

Cumhuriyetçi Tez’in 1907 Antantı’nı çağrıştıran ve çağıran özelliklerinin yanında ABD’nin iç politikasını ilgilendiren bir yanı da vardır. Cumhuriyetçi Tez, Ukrayna’yı Demokrat iktidarın kara parasını akladığı, örtülü operasyonlarını yürütmek için kullandığı bir üs olarak görmektedir. Bu algıdann hareketle, kaba tabirle Ukrayna bataklığını kurutmadığı sürece anavatanda hükmünün oldukça geçici olacağına inanmaktadır.

Ukrayna Bu Duruma Nasıl Düştü? 

Ukrayna’nın SSCB dağıldıktan sonra uluslararası camiada üniter ve egemen yapısına saygı duyulan, eşitler arasındaki eşit statüsü, 1994 Budapeşte Memorandumu[15] ile fiilen düşmüştür. ABD, Birleşik Krallık ve Rusya’nın güvenlik garantisini salık veren antetli kağıt karşılığında nükleer silahlarını teslim eden Ukrayna, işgale ve iktisadi kapitülasyona açık hale gelmiştir.

Bahse konu güvenlik garantisinin tarafı Rusya, bu açıklıktan Ukrayna’yı kısmen işgal ederek; diğer tarafı ABD ise işgal sebebiyle zayıf düşen Ukrayna’yı iktisadi boyunduruk altına almayı teklif ederek yararlanmaktadırlar.

Sonuç 

İkinci Dünya Savaşı’na referanslarla bezeli, ezeli ve ebedi Anglosakson – Rus ikiliğine dayalı tahliller, günümüzün dünyasını anlamlandırmak için yetersizdir. Bu yetersizlik, günümüz dünyasına şekil veren şartların İkinci Dünya Savaşı’ndan ziyade Birinci Dünya Savaşı ve öncesine benzediği kabulüyle büyük ölçüde aşılabilir niteliktedir. Bu iddiayı desteklemek maksadıyla Cumhuriyetçi Tez’in tanımı yapılmış ve yeni Cumhuriyetçi iktidarın dünyaya bakışı 1823 Monroe Doktrini ve 1907 Anglo – Rus Antantı üzerinden ele alınmıştır.

Cumhuriyetçi Tez; ABD’nin jeopolitik ve demografik dayanaklarının zedelendiğini, bu zedelenmenin ABD’yi güçten düşürdüğünü öngören, içine düşülen bu durumu toparlamak için hudut hattı ile siyaset ve iktisat sathında köklü politika değişiklikleri dayatan anlatıdır. Mevcut durumda en başat ittifakı NATO’nun şartlarına tabi olmak yerine kendi şartlarını öne sürmektedir. Dünyada bu kalemlerde kendisine benzeyen veya halihazırda benzeyen müttefik aramaktadır.

Cumhuriyetçi Tez, Batı Yarımküre’de kendinden başka başat güç istemediğini açıkça deklare ederken Doğu Yarımküre’de paylaşım müzakerelerine açıktır. Avrupa’nın savunmasında ABD’nin yer almasını rejim değişikliğine varan siyasi taleplerin ve haracı andıran iktisadi taleplerin karşılanması şartına bağlamaktadır. Bu sebeple bahse konu müttefik arayışı yalnızca edilgen bir süreç değildir, aynı zamanda istenen müttefiki yaratma teşebbüsüdür.

Tez’in Ukrayna’nın akıbetini nasıl ve ne derece etkilediği, tarihte hangi örneklere benzetilebileceği ortadadır. 1907 Anglo – Rus Antantı çizgisinden esinlenen Yeni Amerikan – Rus Antantı’nın yalnızca Ukrayna’yı kapsadığına dair somut kanıt da yoktur.

Denebilir ki, Cumhuriyetçi Tez, ABD’yi ‘kurallara dayalı uluslararası düzen’ kisvesinden geri dönülemez şekilde boşamıştır ve yeni bir Fütühat Devri açmıştır. Bu devirde nükleer silahlara sahip olmayan milletlerin vereceği kavga, fethedilmemek kavgasıdır.

Bu kavgadan kimlerin galip ayrılacağının yanıtını zaman verecektir.

Kaynakça 

[1] Prisoners of Geography: Ten Maps That Tell You Everything You Need To Know About Global Politics, Tim Marshall, Elliot & Thompson Limited, 2015.

[2] Grönland’ın 19. yüzyıldan beri ABD’nin gündemini işgal eden meselelerden biri olduğuna dair bakınız: A Report on the Resources of Iceland and Greenland, Benjamin Mills Peirce, U.S. State Department, 1868. 

[3] Buying Greenland? Trump, Truman and the ‘Pearl of the Mediterranean’, Thorsten Borring Olesen, nordic.info, 2019. 

[4] Foreign Relations of the United States, 1946, Volume V: The British Commonwealth, Western and Central Europe, United States Government Printing Office, 2018. 

[5] Russia’s Arctic Security Policy: SIPRI Policy Paper No. 45, Ekaterina Klimenko, SIPRI, 2016. 

[6] Let’s (Not) Make A Deal: Geopolitics And Greenland, Jon Rahbek-Clemmensen, WOTR, 2019. 

[7] Terrorist Designations of International Cartels: Press Statement, Marco Rubio, Secretary of State, 20 Şubat 2025.

[8] Panama Canal, Britannica, 1998.

[9] BlackRock to take control of ports in Panama Canal from Hong Kong firm as US worries over Chinese influence grow, Ariel Zilber, New York Post, 4 Mart 2025. 

[10] İspanya’nın eski Latin Amerika kolonilerini serbest ticarete açma maksadı güden Monroe, benzer kaygıyı paylaşan Britanya’nın müşterek açıklama teklifini geri çevirmiştir. Bu şekilde Monroe Doktrini’nin yüzünü kuzeye dönmesi tarihi olarak mümkün kılınmıştır, denebilir: The Monroe Doctrine: The United States and Latin American Independence, National Museum of American Diplomacy, 10 Ocak 2024. 

[11] Münih Nutku, JD Vance, 2025. 

[12] The US thinks Europe isn’t pulling its weight on Nato, Alicja Hagopian, Independent, 15 Şubat 2025 

[13] Anglo-Russian Entente 1907, Tara Finn, History of Government, 2017. 

[14] “Almanya ise; Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu ittifakı ve Berlin-Bağdat Demiryolu Projesi vasıtasıyla bu çıkmazdan kurtuluşun yolunu aramıştı. Almanya’nın hedefi, kendi amirallerinden birinin ifadesiyle, ‘İngiltere’nin dünya üzerindeki hegemonyasını kırmak ve İngiltere’nin sömürgelerini serbest bırakarak, genişleme ihtiyacında olan merkezî Avrupalı devletlere gereksinim duydukları alanları açmaktı.’ Bugün de benzer şekilde Çin, iktisadî büyüme bağımlı masif yapısını idame ettirmek, devasa nüfusunu besleyebilmek ve dünyanın fabrikası niteliğindeki sanayisinin çarklarını döndürebilmek için pazara, güvenli ticaret rotalarına ve bol enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla Almanya’nın içine düştüğü açmazın/çıkmazın bir benzerine bugün Çin’in düştüğünü, Çin’in de bu cendereden kurtulmak için geniş bir coğrafyada, çok sayıda ülkenin paydaş olarak dâhil olduğu OBOR girişimini hayata geçirmeye çalıştığını söyleyebiliriz.” Berlin-Bağdat Demiryolu Projesi’nden Bir Kuşak Bir Yol Girişimi’ne Çatışma Ekseni, İrfan Özgül, sosyalizm.org, 21 Mart 2023. 

[15] Memorandum on security assurances in connection with Ukraine’s accession to the Treaty on the Non-Proliferation of Nuclear Weapons

Related Articles

Turkish Armed Forces Reform Proposal: Abolition Of The Gendarmerie And Re-Establishment Of The Redif Organization

Turkish Armed Forces Reform Proposal: Abolition Of The Gendarmerie And Re-Establishment Of The Redif Organization

Tit for Tat: Collapse in the East of the Euphrates and a New Era in Syria

Tit for Tat: Collapse in the East of the Euphrates and a New Era in Syria