Köşe Yazıları

COP28 İklim Hedeflerinde İlerleme Mi, Gerileme Mi?

Ata BERK 14 November 2023 5 dk okuma 10 görüntülenme
COP28 İklim Hedeflerinde İlerleme Mi, Gerileme Mi?

“COP” (Taraf Konferansları), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) temel karar alma mekanizmasıdır. Bu konferanslarda UNFCCC’nin 197 imzacısı, ilerlemeyi gözden geçirmek ve iklim krizine yönelik eylemleri kararlaştırmak üzere bir araya gelir. Geçtiğimiz yirmi yılda COP toplantıları, küçük oturumlardan büyük yıllık konferanslara doğru büyüdü. Fakat bu konferansların 20 yıldır düzenli olarak düzenlenmesine rağmen, küresel iklim müzakerelerinin etkili bir çözüm olup olmadığı sıkça tartışma konusu olmakta; ancak yaklaşan büyük felaketine, iklim düzeninin bozulması ve ekolojik çöküşe karşı, COP toplantılarının bu felaketlere küresel ölçekte tepkilerin ve önlemlerin şekillenmesinde ve önemli adımlar atılmasında için sağlam bir temel atabileceği bariz bir gerçektir.

Fakat zaten sık sık efektifliği ve kabiliyeti tartışmalara sebep olan COP’un bu yılki konferansı, COP28’in Birleşmiş Arap Emirliklerinin (BAE) liderliğinde yapılması, bu toplantının dönüşüm yaratabilip yaratamayacağına dair tartışmaları ve endişeleri arttırmaktadır. BAE liderliğinin bu yılki konferans için ortaya koyduğu hedeflerin ne kadar iddialı olduğu merak edilmekte ve COP28’in iklim eylemi için kritik bir dönüm noktası olup olmadığı sorgulanmaktadır.

Bu soruya cevap verebilmek adına, BAE Başkanlığı’nın vaatleri, önceki iklim zirvelerinin genel çerçevesi içinde değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi dekanı Prof. İbrahim Özdemir önderliğindeki fakültesi ve Karayip ASEAN Konseyi (Caribbean ASEAN Council) tarafından Dominika, Nijerya, Çad, Gambiya ve Bangladeş ülkelerinden katılımcıların katkılarıyla yapılıp COP24’ten bu yana yapılan bütün Konferansları detaylı bir şekilde inceleyip yaptıkları analizleri COP28, Progress or Regression başlıklı raporda yayınladılar.

Bu rapor, Türkiye ve “Küresel Güney”de bulunan gelişmekte olan ülkelerde önde gelen uzmanlar tarafından yapıldığı için içinde gelişmekte olan ülkelerin fosil yakıtlara olan bağımlılığına ve bu kaynaklardan sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçişin zorluklarına ışık tutabilen bir bakış açısına sahip. Bu sebeple benzer diğer Avrupalılar tarafından yazılan “Eurocentric” raporlar gibi zaten refaha ulaşmış toplulukların ütopik bakış açısına değil, bilime dayalı ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomik gelişimini tamamlaması için ihtiyaç duyduğu gereksinimleri göz önünde bulunduracak şekilde yazılmıştır. Bildiğimiz üzere gelişmekte olan birçok ülke için fosil yakıtlardan modern enerjiye geçiş halen ulaşılması güç bir hedef olarak kalmaktadır. Bu zorlukların ve karmaşıklığın anlaşılması, bizi etkileyen küresel sorunlara sürdürülebilir çözümler ararken hayati önem taşır ve bu rapor COP28 hakkındaki araştırmasında buna önem vermiştir.

COP28, Progress or Regression raporu, BAE’nin fosil yakıtlardan bağımlılığını azaltırken yeşil bir ekonomiye olan geçişini dengelemeye çalışmasını incelemektedir. Sunulan analiz, BAE’nin petrol ve gazdan uzaklaşma sürecini, bu geçişin adil ve ekonomik olarak duyarlı olmasını sağlayacak şekilde nasıl gerçekleştirebileceğine dair bir örnek teşkil edip etmediğini, daha az kutuplaşmış ve daha yapıcı bir diyalog için somut verilere dayalı bir temel üzerinden değerlendirmeyi hedeflemektedir.

Yıldan Yıla COP Konferanslarının Özetleri 

COP28, Progress or Regression raporu, COP24’ten beri olan COP konferanslarının kararlarını 3 ana başlık altında inceliyor. Bu 3 anabaşlıklar Salınım Miktarlarının Azaltılması (Emission Reduction), Yenilenebilir Enerji Hedefleri (Renewable Energy Goals) ve İklim Finanslandırması “Climate Financing” dır. COP28, Progress or Regression raporu hakkındaki bu yazıda COP28’e gelmeden önce gerekli kontexte hakim olabilmek için diğer konferanslarda verilen sözleri, alınan kararları ve bu konferansların bitmesinden sonra ne kadar uygulanabildiğine bakmamız gerekiyor. Bunun için COP- 24, 25,26,27 konferanslarını COP28 Progression or Regression raporundakinin aksine 3 ana başlık yerine bir bütün olarak inceleyip, COP28i daha detaylı bir şekilde ele alacağız.

COP24

Polonya’nın ev sahipliği yaptığı COP24 Konferansında öne sürülen hedeflerden biri, tüm dünyayı kapsayacak sistemsel çözümler yaratmak üzere kurallar ve araçlar benimsemekti. Konferansta, ‘Katowice İklim Paketi’ adı verilen, ülkelerin sera gazı emisyonlarını şeffaf bir şekilde raporlamaları için ortak standartlar oluşturan ve ‘Küresel Stok Alımı’ adı verilen iklim eylemi üzerinde kolektif ilerlemeyi değerlendiren bir çerçeve sunan neredeyse tamamlanmış bir kural kitabı üzerinde yoğunlaşıldı. Ancak Paris Anlaşması’nın uygulanması için oldukça sağlam bir çerçeve oluşturmuş gibi görünse de, üye devletlerin Ulusal Katkı Taahhütlerini (NDC) gözden geçirmeleri veya artırmaları için gerekli vurguyu koymada başarısız oldu. Mevcut hedefler, küresel ısınmayı kontrol altına almaya yakın bile değilken, zirve bu hedefleri yükseltmek veya dönüştürücü değişiklikler yapmak için yeterli zaman ayırmadı.

Aksine, Polonya Cumhurbaşkanı, Krakow’da düzenlenen COP24 öncesi toplantıda daha fazla iklim hedefleri çağrısında bulunmasına rağmen, emisyonları takip etmek ve raporlamak için gerekli teknik ve prosedürel detayları belirleme çabaları, ülkelerin emisyon hedeflerini artırma çabalarını engelledi.

Zirvenin “İnsan, Teknoloji, Doğa” teması altında yapılan önemli bir bildiri, temiz ulaşım ağları geliştirmeyi hedefleyen Polonya-İngiliz girişimi ‘Birlikte Değişim Sağlamak – Katowice Elektromobilite Ortaklığı’ idi. Ancak, dünyanın en önemli iklim toplantılarından birine ev sahipliği yapan Polonya’nın dünyanın onuncu en büyük fosil yakıt tüketicisi olması ve enerjisini %80 kömürden sağlaması, eleştirmenlerin ev sahibi ülkenin kötü bir örnek sergilediğine dikkat çekmesine sebep oldu. Sonuç olarak, zirve, iklim eylemini artırmaya yönelik netleşmiş kolektif hedefler olmaksızın sona erdi.

COP25

Şili tarafından ev sahipliği yapılan COP25’de, bilimsel raporların acil iklim eylemi çağrısında bulunmasıyla, 2020’den önce hedeflerin artırılmasını ana gündem maddesi olarak belirlemişti. Ancak Şili Cumhurbaşkanı’nın “Uygulama COP’u” olacağı vaadiyle açtığı ve Şili’nin 2050 yılına kadar karbon nötrlüğüne ulaşma başlayan konferans, COP tarihinin en uzun süren toplantısı olmasına rağmen yeni bir hedef göstermeden ve gösterilmiş olan hedeflerde çok az bir ilerlemeyle sonuçlandı, ki ironik olarak temiz enerjiye geçiş, konferansın ana hedeflerinden biri bile değildi. Gönüllü karbon emisyonu piyasaları gibi Katowice İklim Paketi’nin çözümlenmemiş unsurlarını ele almayı hedefleyen COP25, müzakereciler zirvede ortak bir zemin bulamadığı için mütevazı hedefleri bile karşılayamadı. Brezilya ve Avustralya gibi büyük oyuncular, zayıf Şili liderliği istifade ederek, emisyon azaltımının çift sayılmasının önlenmesini bloke etti.

COP25’in Paris Anlaşması’nı tamamen işler hale getirme hedefi doğrultusunda, konferansın odak noktalarından biri iklim finansmanıydı. GCF’ye (Green Climate Fund) yapılan katkıların artırılması gerekliliği tartışıldı – gelişmiş ülkelerin 2020’ye kadar iklim finansmanı için yıllık 100 milyar dolar seferber etme taahhüdü yinelendi, ancak zaten meydana gelen zararları ele almak için hiçbir ilerleme kaydedilmedi. Özellikle, iklimle bağlantılı zararlardan dolayı ekonomik kayıpları talep etme ilkesi olan “kayıp ve zarar” konusunda bir çıkmaz yaşandı, aynı zamanda daha fakir ülkelere yardım etmek için uzun vadeli finansman sağlama konusu da çözülemedi. Bu sebeple planlanan en önemli konulardan olan iklim finansmanı gibi temalarla bağlantılı konular da bir sonraki yıla ertelendi, yani Paris Anlaşması’nın 2020’de yürürlüğe girmesi için gerekli klavuz eksik kaldı ve hazırlanamadı.

Paris Anlaşması’nı onaylayan 195 ülkeden sadece yüzde 10’luk bir karbon emisyonuna sahip 80 hükümet, COP26 için güçlendirilmiş iklim planları ve güçlendirilmiş NDC’lerle gelmeyi taahhüt etti. Özellikle, AB (Polonya hariç) ve bir sonraki COP’a ev sahipliği yapacak olan İngiltere, 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedeflerini açıkladı. Ülkelerin iklim hedeflerini artırma konusu kenara konuldu ve dünyanın en büyük karbon emisyonu yapan ülkeleri, önümüzdeki yıl için güçlü bir niyet beyanı yapmadan ayrıldı.

COP25 Başkanı, konuşmaların başarısızlığı nedeniyle konferansı “derin hayal kırıklığı” ile kapattı. Bazıları eylemleri “son derece yavaş ve yetersiz” olarak tanımlarken, diğerleri konferansı “büyük bir başarısızlık” olarak nitelendirdi. “Eylem zamanı” etiketiyle başlayan bu konferans, herhangi bir önemli eylem göremedi.

COP26

Birleşik Krallık’ın Glasgow şehrinde düzenlenen COP26, 2050’ye kadar küresel net sıfır emisyonları hızlandırma ve kritik eşik olarak nitelendirilen 1.5C sıcaklık artışını sınırlama hedefiyle başladı. Katılımcılar, beş yıldır beklenen kararların alındığı bir toplantı ile Paris Kural Kitabı’nın tamamlanması, şeffaflık kuralları, karbon piyasaları ve piyasa dışı yaklaşımlar, gelecekteki NDC’ler için ortak zaman çerçeveleri gibi konularda sonunda anlaşmaya varmayı başardı. Konferansın önemli çıktılarından biri, gelecek yıl yerine 2025’teki orijinal zaman çizelgesinde güçlendirilmiş ulusal eylem planlarını sunma çağrısı yapan ‘Glasgow İklim Paktı’ oldu. COP25’e göre 25 yeni ülke NDC’lerini güncellemeyi kabul etti ve bu güncellemeler toplamda 2030 emisyonu projeksiyonlarını yaklaşık 1.4 gigaton azalttı. Fakat maalesef bunlar her ne kadar olumlu gelişmeler olsa da bu yeni kabul edilen NDC’ler %100 verimle uygulanması durumunda bile küresel ısınmayı ancak 2C’nin altında tutabilmeye yetiyor. 1.5C için kesinlikle yeterli değil, ve tam olarak bu yüzden, katılımcı ülkelerin böyle kapsamlı konularda anlaşmaya sonunda varabilmesinin tarihi bir gelişme olmasına rağmen, COP Başkanı bunu “kırılgan bir zafer” olarak nitelendirdi, BM Genel Sekreteri ise politik iradenin hala yetersiz olduğunu ve sera gazı emisyonlarındaki kesintilerin yaşanabilir bir iklimi korumak için gerekli yerden çok uzakta olduğu yönünde haklı ve geçerli eleştiriler yaptı

COP26’da COP24 ve COP25’ten farklı olarak, İngiltere Başkanlığı’nın hedefleri arasında kömürün aşamalı olarak kaldırılması ve yenilenebilir enerjiye yatırım teşvik etmek vardı. Kömür konusunda büyük bir adım atarak COP26’da, daha önce BM iklim görüşmeleri kararlarında açıkça belirtilmemiş olan “kontrolsüz kömür gücünün aşamalı olarak azaltılması” için bir hüküm üzerinde anlaşmaya vardı. COP26’da, tüm büyük kömür finansmanı sağlayan ülkeler, 2022’ye kadar uluslararası kamu fosil finansmanını sonlandırmaya taahhüt etti. Bu güzel gelişmelere ek olarak, 145 ülke, 2030 yılına kadar orman kaybını ve arazi bozulmasını durdurmayı ve tersine çevirmeyi taahhüt etti. Ayrıca elektrikli araçlar konusunda olumlu bir gelişme olarak 30’dan fazla ülke ve altı büyük araç üreticisi, tüm yeni otomobil ve van satışlarının 2040 yılına kadar küresel olarak sıfır emisyonlu araçlar olması için kararlılıklarını belirtti.

İngiltere Başkanlığı’nın COP26’da küresel net sıfır hedefinin hızlanması ve 1.5C sıcaklık artışının altında kalma hedeflerinin yanında diğer iki büyük hedefi, gelişmekte olan ülkeleri desteklemek için yıllık 100 milyar dolar iklim finansmanı toplamak ve iklim değişikliğine karşı dirençlerini artırmak için dünya çapındaki toplulukları uyum sağlamaya teşvik etmekti. Gelişmiş ülkeler, Glasgow’da gelişmekte olan ülkeler için yıllık 100 milyar dolarlık hedefi teslim etme sözlerini yerine getirememişlerdi.

Ancak COP26 bu pişmanlıktan yararlanarak şimdiye kadar olan en fazla finansmanı taahhüt etmeyi başardı. UNFCCC Uyum Fonu için 350 milyon dolardan fazla ve En Az Gelişmiş Ülkeler Fonu için 400 milyon dolardan fazla rekor bağış taahhütleriyle övündü. Her iki miktar da önceki toplu hareketlerden bariz miktarda yüksek olmasına rağmen finansman seviyeleri hale acınacak derecede yetersiz kaldı. İklim etkilerinin zararlarını ve yerinde ihtiyaçları ele almak için gereken miktara varmak için milyarlarca dolara hala ihtiyaç kalmıştır. Bunları göz önüne aldığımızda alınan kararların doğru yönde olmasına rağmen COP başkanının ve BM Genel Sekreterinin eleştirilerinin neden haklı olduğunu görebiliyoruz.

Amerikalıların dediği gibi, too little too late.

COP27

COP27, Mısır Başkanlığının önceki COP25 konferansında olduğu gibi, müzakerelerden ziyade kapsayıcı ve küresel ölçekli eylemlere geçiş ihtiyacını vurgulayarak bir “Uygulama COP’u” olarak lanse edildi. Konferans, özellikle liderlik pozisyonundaki ülkelerin emisyonları azaltma ve küresel ısınmayı 2C’nin çok altında tutma konusunda “cesur ve acil eylemler” almasını teşvik etmeyi hedefliyordu. Ancak konferans, tıpkı COP25’de olduğu gibi ülkelerin emisyon azaltma taahhütlerinde bulunmadığı ve küresel ısınmayı kontrol altına alma konusunda zayıf bir irade sergilediği için vaatlerini yerine getiremedi.

Konferans, düşük ve orta gelirli ülkelerin finansmana daha kolay erişim sağlamasını mümkün kılacak yeşil uluslararası finansman sistemini reforme etme çağrısıyla sona ererken, yeşil finans hedefleri konusundaki vaatlerini yerine getirmede büyük ölçüde başarısız oldu. Gelişmiş ekonomilerin COP26’da iklim finansmanını ikiye katlama vaadi neredeyse hiç dikkate alınmadı. Konferansın son kapak metni yalnızca tüm taahhütlerin acilen yerine getirilmesi gerektiğinin altını çizmekle yetinebildi.

COP26’daki güçlü yeşil ivmeye kıyasla, COP27’de Mısır Başkanlığının çabaları, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı ve birçok ülkenin yerel fosil yakıt rezervlerini genişletme kararları ile gölgelendi. Ne yazık ki, COP27’de fosil yakıt bağlantılı 600’den fazla delegenin katılımıyla, geçen yıla göre %25 artış yaşandı. Dünyanın üç büyük kirleticisinden ise sadece bir lider konferansa katıldı. ABD, konferansa geç katılım gösterirken Çin ve Hindistan ise direk konferansa katılmadı. Konferansa katılmayan önemli ülkelerin arasında zaten kendi ülkelerinde enerji kriziyle meşgul dünya liderleri bu konuda adım atmaya çoğunlukla tenezzül etmedi, edenler de tereddütlü yaklaştı ve COP27 Konferansı, fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması konusunda net bir taahhüt olmaksızın sona erdi

Ana sponsoru olarak Coca-Cola’yı seçen COP27, bu yüzden ‘greenwashing suçlamalarıyla karşı karşıya kalan konferansın bitiminde bahsetmeye değer sadece iki başarı söz konusuydu; artan azaltım hedeflerini ve uygulama aşamalarını artırmayı amaçlayan bir azaltım çalışma programının başlatılması ve kıtanın karbon azaltım çabalarını tamamlayacak gönüllü karbon piyasalarını kuracak bir Afrika karbon pazarının oluşturulmasıydı.

COP28

Emisyonların Azaltılması

COP28 konferansına Birleşik Arap Emirlikleri’nin ev sahipliğinde yapılacak olması doğal ve haklı olarak çok fazla itiraz ve eleştiriyi doğurdu. Buna rağmen konferans öncesi yapılan hazırlıklar, önem verilen konular ve konferansın içeriklerini, alınan hedefler ve kararlara baktığımızda Birleşik Arap Emirliklerinin en azından kendi bazında iklim krizinin ciddiyetini kavradığının ve gerekli önemi verdiğini görebiliyoruz. Neredeyse tamamen petrol ve fosil yakıt bazlı bir ekonomiye sahip olan BAE, yeşil enerjiye kayan dünya piyasasını ve market hareketlerini iyi değerlenmişe benziyor, nitekim BAE konferansın öncesinde bile yenilenebilir enerjiye büyük yatırımlar yapmıştır. COP28 konferansının başkanı, Dr. Sultan Al-Jaber, aynı zamanda 2006 yılında BAE tarafından kurulan devletin yenilenebilir enerji şirketi Masdar’ın kurucu CEOsudur. Masdar ise günümüzde dünyanın en büyük yenilenebilir enerji şirketlerinden biri haline gelmiştir.

COP28 konferansında, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Başkanlığının enerji geçişini adil, eşitlikçi ve düzenli bir şekilde hızlandırma ve 2030’dan önce emisyonları kesme konusunda odaklanan planı, uzmanlar ve sivil toplum örgütleri tarafından “geniş ölçüde memnuniyetle karşılandı”. BAE Başkanlığı, fosil yakıt emisyonlarını azaltırken, uygun maliyetli, sıfır karbon alternatiflerini artırmaya karşı yüksek odakla ilerlemeyi hedefliyor. Konferansın eylem planı, bu uğurda petrol ve gaz endüstrisinin doğrudan emisyonlarını ve enerji satın alımından kaynaklanan emisyonları, yani Kapsam 1 ve 2 emisyonlarını yarı yarıya kesmeyi içeriyor

Dr. Al Jaber, Kapsam 3 emisyonlarının – fosil yakıtların kullanımı ve tüketiminden kaynaklanan emisyonların – Kapsam 1 ve 2 ile birlikte ele alınması gerektiğini de açıkça belirtti.Geçtiğimiz yıllarda BAE’nin devlet sahibi petrol şirketi Adnoc’un, bu yılın başında Kapsam 3 emisyonlarını raporlamadığı için eleştirilse de, Al Jaber’in Kapsam 3’ü COP28 gündemine dahil etmesi, fosil yakıt üreticilerinin Kapsam 3 emisyonları ile bundan sonra düzgün raporlanmaya tabi tutulmasın yönünde umut vaat etmekte. Eğer başarılırsa, önümüzdeki COP konferanslarının kullanabileceği verimli bir çerçeve olarak kullanılabilir.

BAE ve Dr. Al Jaber COP28 konferansında Kapsam 3 emisyonlarının, sadece fosil yakıt üreticileri tarafına tabii tutulmasına karşı çıktı ve bu emisyonların karbon ayak izine fosil yakıtların nihai tüketicilerin de sorumlu tutulması gerektiğinden bahsetti. Fosil yakıt ithalatçısı olan batılı ülkeler bu konuya konferansta karşı çıksa da aslında Dr. Al Jaber’in dediklerinde haklılık payı bulunmakta. Arz Talep dengesi ile işleyen dünya ekonomisinde, fosil yakıt üretiminin bu kadar yüksek karlı olmasının bir sebebi var. O sebep de yüksek talep. Nihai tüketicilerin yüksek talepte bulunduğu ve yüksek miktarda tükettikleri bir ürün, o ürün ne olursa olsun, sadece üreticinin değil, aynı zamanda tüketicinin sorumluluğuna tabii tutulmalı. Fakat bu, Kapsam 3 emisyonlarının da sadece tüketiciye yüklenmesi anlamına gelmemelidir. Kapsam 3 emisyonları hem üretici hem de tüketici tarafından ortak üstlenilmeli. Ancak bu şekilde kuvvetli temele sahip bir çözüm üretilebilir.

Yenilenebilir Enerji Hedefleri

Bu yılki COP28 gündemi, dünya genelinde yenilenebilir enerji kapasitesini 2030 yılına kadar üç katına çıkarmayı ve enerji verimliliğini iki katına artırmayı hedefliyor. Oxford Üniversitesi’ndeki teknoloji tahmincilerinin analizlerine göre, bu hedefler gerçekleştirildiğinde, küresel ortalama güneş enerjisi maliyetlerini %40-50 oranında düşürebilir ve bu da güneş enerjisini fosil yakıtlara kıyasla maliyetlerin dörtte biri seviyesine indirebilir. Bu durum, güneş enerjisini ekonomik olarak fosil yakıtlardan çok daha rekabetçi hale getirebilir, böylece önümüzdeki iki on yılda ekonomik bir dönüşüm beklentilerin üstünde bir hız kazanır. Bu düşük maliyetler, özellikle ekonomik rekabetçiliği nedeniyle Küresel Güney’de anahtar iklim finansmanının kilidini açabilecek hızlı bir güneş enerjisi yayılımını başlatabilir.

Fosil yakıtlar söz konusu olduğunda, COP28 Başkanlığı dikkatli bir kelime seçimi yapmıştır – petrol ve gazın bir gecede ortadan kaldırılması taahhüdünde bulunmamıştır. COP28, fosil yakıt endüstrisinin karbon salınımını azaltma ve yenilenebilir enerji girişimlerini teşvik etme yoluyla petrol ve gazdan pragmatik bir geçiş yapılmasını teşvik ediyor. Eleştirmenlerin bu yaklaşıma kuşkuyla bakmaları anlaşılabilir olsa da, raporda bu yaklaşımın beklenmedik derecede etkili olabileceğinden bahsediliyor. COP28 Başkanlığı, “fosil yakıt emisyonlarının aşamalı olarak kaldırılmasını” ve bu yüzyılın ortasında açığa çıkmamış fosil yakıtlardan arındırılmış bir enerji sistemine öncelik verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bahsedilen bu geçişi de ekonomik bir kriz veya enerji sıkışıklığı yaratmadan, fosil yakıt endüstrilerinin de dahil olduğu iyi ve adil bir yönetimle gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Bunun ne kadar başarılınabileceği ise biraz muamma olarak kaldı. BAE, bir petrol ekonomisi olarak tabi ki fosil yakıt endüstrisini yanında tutarak bu değişimi yapmak ister. Fakat Fosil Yakıt Endüstrisi, uzun vadede yeşil enerjiye geçişin kaçınılamaz olduğunun farkında olsa da, o geçiş gerçekleşene kadar karlarını maksimize edebilmek için geçişin yavaşlamasını isteyeceği gözden kaçmaz bir gerçek.

Bu nedenle konferansta, rüzgar ve güneş enerjisini teşvik eden girişimler öncelikli olacak, ancak fosil yakıtların kullanımı, emisyonlarını ve çevreye olan zararlarını azaltacak şekilde dönüştürülmesine dair temenni oluşturulamaya çalışıldı.

Bahsedilmesi gereken bir diğer önemli bir konu da Dr. Al Jaber’in Masdar CEOluğundan sonra BAE Prensi Muhammed bin Zayed tarafından BAE devlet petrol şirketinin CEOluğuna atanmıştır. Bu atanma Muhammed bin Zayed tarafından 2015 yılında BM’e yaptığı dekarbonizasyon konuşmasından birkaç ay sonra gerçekleşmiştir. Adnoc, Al Jaber’in liderliğinde kendi operasyonlarını dekarbonize etme konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Dünyanın yüzde yüz nükleer ve güneş enerjisiyle çalışan ilk büyük petrol şirketi olup, karbon yakalama kapasitesini üç katına çıkarmak için yatırım yapmaktadır. Al Jaber, enerji geçişinde “kapsayıcı bir yaklaşım” çağrısında bulunmuş ve fosil yakıt oyuncularının konuşmaya dahil edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. BAE, sera gazı emisyonlarını azaltmanın ileriye doğru yol olduğu konusunda tüm paydaşlar arasında fikir birliğine dayanan bir planın formüle edilmesini esas olarak teşvik etmektedir. Bir önceki paragrafta belirtildiği gibi, bu düşünce ve teşvik mantıklı bir plana dahil olsa da, petrol endüstrisinin gerçekten bilim çerçevesinde yapılabilecek en kısa sürede fosil yakıtlardan uzaklaşma konusundaki istekleri ve samimiyetleri kafalarda soru işareti oluşturmaya devam etmektedir.

İklim Finansmanlığı

İklim Finansmanı konusuna gelirsek, BAE Başkanlığı, önceki konferansların kararsızlık kalıplarını kırmayı ve “olağan işleri bozmayı, kararlı eylem etrafında birleşmeyi ve oyun değiştiren sonuçlar elde etmeyi” hedefliyor. Konferansın odaklanacağı dört temel taştan birini iklim finansmanını dönüştürmek olarak belirledi . COP27’deki ilerlemenin tamamen yetersiz kalması üzerine, bu yılki konferans önceki taahhütlerin yerine getirilmesine “yenilenmiş bir odak” göstermeyi amaçlıyor. Buna örnek olarak 2025’e kadar uyum finansmanını iki katına çıkarmak ve “100 milyar dolarlık hedefi” yerine getirmek verilebilir. Düşük gelirli ülkeler için temiz enerji yatırımı için yılda en az 120 milyar dolar gerekliliğiyle, COP28 iklim finansmanındaki boşlukların nasıl karşılanacağına dikkat çekmeyi hedefliyor. Gelecek Başkanlık, COP27’de kabul edilen zarar ve ziyan fonunun teknik ayrıntılarını sonuçlandırmayı “kesinlikle zorunlu” gördü ve fonun ilk nakit dağıtımını hemen ardından yapmayı hedeflemektedir. BAE ayrıca GCF’ye yapılan erken taahhütleri memnuniyetle karşıladı ve gelişmiş ülkeleri bu fonu konferansta yeniden doldurarak ivmeyi sürdürmeye çağırdı.

Bu yılın başlarında, COP28 Başkanı “çok taraflı kredilerde milyarlar değil, özel yatırımlarda trilyonlar” talep ederek iklim finansmanını savunmasız ülkeler için daha erişilebilir, mevcut ve uygun hale getirmek için çağrı yaptı. Önceki COP’ların aksine, COP28 var olan iklim finansmanı manzarasını “tam anlamıyla dönüştürmeyi” hedeflerine koydu ve Dünya Bankası, IMF ve diğerlerini kapsayan çok taraflı finans kurumlarını gönüllü karbon piyasalarını standartlaştırmaya ve özel sermayeyi ve finansmanı teşvik etmeye şiddetli çağrıda bulundu.

Özellikle BAE Başkanlığı, düşük gelirli ülkelerde riski azaltmak için daha fazla tavizli finans sağlamayı ve özel sermayeyi çekmeyi, ayrıca özel sektör finansmanını ihtiyacı olan ülkelere daha etkili ve verimli bir şekilde yönlendirecek yeni araçlar keşfetmeyi hedefleyecek. Bu tür eylem maddeleri, milyarları trilyonlara çevirmek, gelişmekte olan dünyayı daha fazla borç altında gömmeksizin iklim finansmanını dağıtmak ve fonlara erişimi engelleyen bürokratik engelleri kaldırmak için kritik olacaktır. Bu yılın başlarında, COP28 Başkanı, afetler karşısında borç ödemelerini ertelemeyi ve gelişmekte olan ulusların küresel ısınmayla mücadelesini kolaylaştırmayı öngören Barbados Başbakanı’nın ‘Bridgetown Girişimi’ni övdü. Bu girişimin yaklaşık 1 trilyon dolarlık iklim finansmanını serbest bırakma potansiyeli var. COP28’e giden aylarda, BAE Başkanlığı, Paris Anlaşması hedeflerinin gerçekleştirilmesi için özel ve kamu finansmanını etkinleştirmek üzerine tartışmalar yapmak üzere Bağımsız Yüksek Seviyeli Uzman Grubu’nu ağırlamak gibi iklim eylemi için uluslararası finansı reforme etme adımları attı. Önceki COP’ların denemediği olağanüstü bir adımda, grup iklim finansmanının işe yaraması için yapısal değişiklik yol haritası üretecektir. G20 Yüksek Seviye uzman grup raporu, kapsayıcı bir şekilde net sıfır geçiş sağlayabilecek yeni bir finansal mimarinin konturlarını tanımlamak için hazırlanacak. Önceki konferanslara kıyasla, COP28 nihayetinde defalarca yapılan vaatleri yerine getirmeyi, çözülmemiş konuları çözmeyi ve gelecekteki ilerlemeyi sürdürebilecek finansal yapıları yerine koymayı hedefliyor. Başkan’ın kendi sözleriyle, “parça parça bir reform” değil, “süper şarjlı çözümler ve iddialı sonuçlar” talep ediliyor.

Özet olarak, COP28 önceki zirvelerin aksine, yenilenebilir enerjiyi genişletme, fosil yakıtları azaltma, emisyonları yakalanmayan fosil yakıtları kaldırma ve gelişmekte olan ülkeler için trilyonlarca dolarlık yatırımların kullanılabilir hale getirilmesi hedefleri ile eylem odaklı ve iyimser bir gündem sunmaktadır. Özel sektörü de dahil ederek finansman ihtiyaçlarını ele almayı amaçlamaktadır. Bu zirve, kayıp ve zarar fonunun operasyonalizasyonu gibi çözülmemiş konuları ve gelişmiş ülkeler tarafından vaat edilen yıllık 100 milyar dolarlık hedefin sonunda teslimini de önceliklendirecektir. Eğer başarılı olursa, COP28, küresel iklim eylemi için önemli bir adım olacak ve daha radikal ilerlemeler için sağlam bir temel oluşturacaktır. Artık İklim krizinin etkilerini gündelik hayatımızda hissetmeye başladığımız bu dönemde, bu temelin atılması her ne kadar geç kalınmış olsa da bundan sonra vakit kaybetmeden etkili çözümleri uygulamaya geçirmek için hayati önem vaat etmekte.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), özellikle Adnoc ile bağlantıları nedeniyle eleştirilmiş olsa da, geçmişte yenilenebilir enerjiye yönelik büyük girişimleri ve bölgede Paris Anlaşması’nı onaylayan, ekonomi genelinde emisyon azaltımı taahhüt eden ve 2050 Net Sıfır stratejisi açıklayan ilk ülke olmasıyla dikkat çekmiştir. BAE’nin 2016’da ‘Post-Oil Strategy’yi resmen benimsemiş olması, ülkenin COP28 Başkanlığını, dünyayı post-oil geleceğe yönlendirme fırsatı olarak gördüğünü ve bu yönlendirmenin dışında, kendisini post-oil gelecekte işlevi ve önemi kalmamış bir ülke olma ihtimalinin önüne geçmek istediğini göstermektedir. Maddi konuları bir kenara bırakırsak,BAE’nin bu self prezervation isteği, COP28 konferansının başarıya ulaşması için gerçekten istekli olduğunu kanıtlamaktadır.

COP28, Progress or Regression raporunun bulguları, BAE’nin bu on yılda 300 milyar dolarlık yenilenebilir enerji projelerini harekete geçirdiğini ve daha fazla sürdürülebilir bir geleceği desteklediğini göstermektedir. Dr. Sultan Al Jaber’in yenilenebilir enerjiyi üç katına çıkarma planı ve fosil yakıt kullanımının önümüzdeki on yıllarda azalması gerektiği konusundaki kabulü, daha önce hiçbir COP başkanlığının dile getirmediği ve küresel iklim politikasını şekillendirebilecek kilit dönüm noktalarıdır.

Sonuç olarak, Üsküdar Üniversitesi ve Karayip ASEAN Konseyi tarafından hazırlanan COP28, Progress or Regression adlı rapor, COP28 Başkanlığı’nın önerdiği önlemlerin yeterliliği ve petrol endüstrilerinin gündemi şekillendirmedeki rolü hakkında meşru endişeler olmasına rağmen, COP28’in şimdiye kadar ki en iddialı gündemi sunduğunu anlatmaktadır. Eğer COP28’de emisyonlar, yenilenebilir enerji ve iklim finansmanı hedefleri başarılırsa, acilen dönüşüme ihtiyaç duyulan politika değişikliklerini temelden hızlandıracaktır. Bu nedenle, delegeler ve kampanyacılar, COP28’de gündemde olan maddeler üzerine bir global anlaşmanın ortaya çıkmasına yardımcı olmaya ve teşvik etmeye odaklanmalıdır. Başarılı olunursa, COP28, şimdiye kadar müzakere edilmiş en sağlam küresel iklim anlaşmasını doğurabilir ve gelecekteki COP’lar, daha kapsamlı ve hızlı bir dönüşümü sürdürmek için üzerine inşa edebilirler.

COP28
Ata BERK
Yazar

İlgili Yazılar

Türk Ordusu Reform Önerisi: Jandarmanın Kaldırılması ve Redif Teşkilatının Yeniden Kurulması

Türk Ordusu Reform Önerisi: Jandarmanın Kaldırılması ve Redif Teşkilatının Yeniden Kurulması

Emir Abbas GÜRBÜZ
Men Dakka Dukka: Fırat’ın Doğusunda İflas ve Suriye’de Yeni Dönem

Men Dakka Dukka: Fırat’ın Doğusunda İflas ve Suriye’de Yeni Dönem

B. Sarper BAYRAMOĞLU