Diplomasi, ekonomi, güvenlik ve kültürel alışverişe uzanan bağlara sahip Türkiye için böyle bir dönüşüm geniş kapsamlı sonuçlara sahiptir. Anayasal meşruiyet yoluyla tutarlılığını yeniden kazanan bir Libya, yeniden inşa etmek, yeniden açılmak ve uluslararası alanda yeniden etkileşime girmek için daha iyi bir konumda olacaktır.
Türkiye’nin NATO üyeliğine karşı çıkan eleştirmenler, genellikle mevcut Türkiye karşıtı duygularından faydalanmaktadır. Birçok kişi, Türkiye’nin dış politikasının Amerika Birleşik Devletleri’nden sapmasından endişe duyduğunu ifade etse de Birleşik Krallık, Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin de ulusal çıkarlarına paralel olarak farklı dış politikalar izlediğini unutmamak gerekir.
Türkiye’nin ikinci dönem Afrika siyaseti sonucundan ülke dış politikada önemli bir değişim sergilemenin yanı sıra geleneksel diplomasinin ötesine geçerek kendisine daha kapsamlı bir nüfuz alanı yaratmıştır. Türkiye Afrika’da kilit oyuncu olmak için gerekli olan siyasi, ekonomik, kültürel unsurları bir araya getirmiştir. Diplomatik temsilciliklerin açılması, bölgeye Türk iş adamlarının yönlendirilmesi bu kıtada Türkiye’nin güçlü bağlar kurmasına yardım etmiştir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin BRICS üyeliği hem potansiyel fırsatlar hem de riskler barındırmaktadır. Türkiye’nin bu süreçte başarılı olması için uluslararası ilişkilerde dengeli bir yaklaşım benimsemesi, ekonomik iş birliğini etkin bir şekilde yönetmesi ve BRICS içindeki rolünü güçlendirmek için stratejik adımlar atması gerekmektedir.
Somaliland 1884’ten itibaren bir İngiliz sömürgesiyken günümüz Somali’sinin geriye kalan kısımları ise İtalyan sömürgesi altındaydı. 1960’ta bağımsızlıklarını kazandıktan sonra birleşen iki bölge 1991 yılında Somali iç savaşını takiben tekrar ayrıldılar. Ancak ayrılıkçı Somaliland yönetimi herhangi bir uluslararası tanınma elde edemedi ve de jure olarak hala Somali’nin bir parçası sayılmaktadır.
Özetle; Türkiye diplomatik kazanımlar elde edebileceği/etmesi gereken bir süreçte çok büyük güvenlik tehditleri zafiyetleriyle karşı karşıya kalmıştır. Askeri açıdan caydırıcılığı yakın gelecekte sorgulanabilir hale gelecektir.
İhracatımızı sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğumuz ara ürünleri kolayca tedarik edebilen ülkeler son ürünleri de iç pazarımıza aynı kolaylıkla sunabilirler. Tüm bunlara ek olarak, Türkiye, planlı ve istikrarlı bir üretim ekonomisi politikası takip etmediği sürece; Çin ya da Hindistan gibi ülkelerin Batı’ya açılan ticaret yollarında bulunmasının herhangi bir faydasını göremeyecektir. Petrol zengini ülkeler doğal kaynaklarını, teknoloji ve patent üreten ülkeler yetişmiş insan kaynaklarını kullanar
Tarihsel olarak çeşitli konularda Türkiye ile anlaşmazlık içinde olan Yunanistan, İsrail ile askeri ilişkileri nedeniyle Türkiye’nin güçlenmesini onaylamadı. Geleneksel olarak Arap yanlısı olan Yunanistan, İsrail ile tam diplomatik ilişkiler kurmayı ancak Mayıs 1990’da kabul etti. Şubat 1998’de, İlerleyen dönemde terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın himaye edilmesine doğrudan rol oynayacak olan Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos’un, Tel Aviv ve Türkiye arasındaki iş birliğini;